Darbelerin Panzehiri Laik Cumhuriyet ve Bilimsel Eğitimdir!

15 Temmuz 2026

15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilmeye çalışılan hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Laik Cumhuriyet’i ve demokratik hukuk devletini hedef alan bu kalkışmanın yalnızca bir sonuç olduğunu, asıl sorgulanması gerekenin ise bu yapının devlet içinde güçlenmesine olanak sağlayan siyasal tercihler olduğunu unutmuyoruz.


Eğitim-İş olarak, halkın iradesine yönelen her türlü darbe girişiminin karşısındayız. Ancak darbelerle gerçek anlamda mücadele edebilmenin yolu, onları mümkün kılan siyasal ve toplumsal zemini ortadan kaldırmaktan geçmektedir. Devlet kadrolarını liyakat yerine sadakate göre şekillendiren, eğitimi cemaat ve tarikatların etkisine açan, "Ne istediler de vermedik?" anlayışıyla kamu kurumlarını dini bir yapılanmanın kontrolüne bırakan siyasi iradenin 15 Temmuz’daki sorumluluğu inkar edilemez. Bu darbe girişimi, laiklikten uzaklaşmanın ve devlet yönetiminde Cumhuriyet ilkelerinin terk edilmesinin ağır sonucudur.


Darbe girişiminin ardından ise demokratikleşme ve hukuk devleti yönünde bir güçlenme yaşanmamıştır. Tam tersine, OHAL ilan edilmiş; Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülke yönetilmiş, binlerce eğitim emekçisi hukuksuz biçimde görevlerinden uzaklaştırılmış, temel hak ve özgürlükler ciddi biçimde sınırlandırılmıştır.


Aradan geçen on yılda, 15 Temmuz’un gerçek derslerinin çıkarıldığına dair hiçbir emare görülmemektedir. FETÖ'nün boşalttığı alanlar bu kez başka tarikat ve cemaat yapılarıyla doldurulmuş, eğitim sistemi bilimden ve laiklikten daha da uzaklaştırılmıştır. Gerici vakıflarla imzalanan protokoller, bilim dışı müfredatlar ve siyasal kadrolaşma politikaları eğitim kurumlarını kuşatırken, liyakatin yerini sadakat almış, kamusal, bilimsel ve laik eğitim anlayışı sistemli biçimde aşındırılmıştır.


Eğitim-İş olarak bir kez daha vurguluyoruz; 15 Temmuz’dan çıkarılması gereken en temel ders, Cumhuriyetin kurucu değerlerine, Atatürk ilke ve devrimlerine ve laik demokratik hukuk devletine kararlılıkla sahip çıkmaktır. Laiklik, demokrasi, hukukun üstünlüğü, bilimsel düşünce, halk egemenliği ve kamusal eğitim birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Bu değerlerden taviz verildiğinde yalnızca eğitim sistemi değil, ülke de ağır bedeller ödemektedir.


Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği, çocuklarını tarikat ve cemaatlerin etkisine değil, aklın ve bilimin rehberliğine emanet eden, çağdaş bireyler yetiştiren laik ve kamusal eğitim anlayışıyla güvence altına alınabilir.


Hain darbe girişiminin 10. yılında Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünü bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: 

“Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti; şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir.”