IRMAK ÖĞRETMENİMİZİ UNUTMAYACAĞIZ, SORUMLULARDAN HESAP SORACAĞIZ!
EĞİTİM HAKTIR, ÇOCUK İŞÇİLİĞİ SUÇTUR!
YÖNETİCİ ATAMA SÜRECİNDEKİ HAKSIZLIKLARA VE HAFTA SONU ZORUNLU EĞİTİM ANGARYASINA SON VERİLMELİDİR!
MEB'den Muhakkiklik Göreviyle ilgili Düzenleme Talep Ettik!
MEB KEYFİ OKUL KAPATMA KARARLARINA DEVAM EDİYOR!
11 Haziran 2026
12 Haziran, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 2002 yılında “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir.
Bugün dünya genelinde milyonlarca çocuk; tehlikeli, yaşlarına uygun olmayan ve insanlık dışı koşullarda çalıştırılarak sömürülmektedir.
Küresel ölçekte işleyen sömürü çarkları; sermaye birikimini büyütmek ve kâr hırsını doyurmak için çocukları hedef almaktadır. ILO ve UNICEF verilerine göre dünya genelinde 138 milyonu aşkın çocuk işçi bulunmaktadır. Her yıl ortalama 15 milyon çocuk tıbbi müdahale gerektirecek kadar ağır yaralanmaktadır.
Türkiye’de ise durum farklı değildir. 2025 yılı boyunca en az 94 çocuk, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41. Maddesi “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alır” derken; 50. Maddesi ise “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz” hükmüyle çocukların her türlü istismardan korunmasını anayasal güvence altına almaktadır.
Ancak AKP iktidarı, gerici ve piyasacı politikalarıyla bu anayasal hükümleri açıkça çiğnemektedir. Bir yanda tarikat ve cemaatlerle imzalanan sayısız protokolle çocuklarımızın zihni karanlığa hapsedilirken, diğer yanda ise sermaye ile kurulan çıkar ilişkileriyle çocuklarımız ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı, asli görevi olan kamusal eğitim yerine, eğitim politikalarını sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendirmekte, çocuk işçiliğinin yasal kılıflarını hazırlamakta ve zorunlu eğitim süresini dahi tartışmaya açmaktadır.
Laik, bilimsel, nitelikli, kamusal ve parasız eğitimin tasfiye edilmesi, yoksul halk çocuklarını eğitim sistemi dışına iterek sömürü çarklarına mahkûm etmektedir. Eğitim hakkını gasp eden bu uygulamalar yoksulluğu derinleştirmekte, eşitsizliği büyütmekte ve işçi sınıfının çocuklarını nesilden nesile işçileşmeye kurban etmektedir.
Bu kurumsallaşmış sömürünün en somut örneği ise MESEM uygulamasıdır. “Mesleki Eğitim” kılıfıyla pazarlanan bu sistem, çocukları haftanın en az dört günü okuldan kopararak sanayilere, fabrikalara, inşaatlara ve her türlü tehlikeli işkoluna, asgari ücretin üçte biri gibi sefalet ücretlerine mahkûm etmektedir.
MESEM, çocuk işçiliğini devlet eliyle kurumsallaştıran, kamu kaynaklarını sermayeye aktaran bir sömürü aracıdır. Halkımızın vergileri, okullarda çocuklara bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek dağıtmak yerine, patronların çocuk sömürüsünü finanse etmek için kullanılmaktadır.
MEB’in kendi verilerine göre bugün 560 binin üzerinde çocuk MESEM kapsamında çocuk işçi olarak sömürülmektedir. Uygulamanın hayata geçtiği günden bu yana 18 çocuk, MESEM kapsamında işlenen iş cinayetleriyle yaşamdan koparılmış, yüzlercesi yaralanmıştır.
Bugün Türkiye’de zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen 1,5 milyon çocuk örgün eğitimin dışında kalmıştır.
TÜİK verilerine göre kayıtlı işçi çocuk sayısı 869 bin olarak açıklansa da MESEM kapsamında sömürülen, açık öğretimde kayıtlı gösterilerek fiilen çalışan ve kayıtsız çalıştırılan çocuklar da hesaba katıldığında bu sayı 2 milyonu aşmaktadır.
Çocukların yeri sokaklar, fabrikalar, sanayiler, merdiven altı üretim tesisleri, tarlalar, tarikat yurtları değil; en güvenli olması gereken yerler olan okullardır.
Her çocuk; ayrım gözetilmeksizin, sağlıklı ve güvenli ortamlarda, eşit, parasız, bilimsel ve laik eğitim alma hakkına sahiptir. MESEM gibi uygulamalar bu temel hakkı gasp etmekte; eğitim yerine emek sömürüsünü, çocuk yerine sermayeyi koruyan bir sistem inşa etmektedir.
Bu karanlık tablo karşısında taleplerimiz nettir:
• MESEM uygulaması derhal sonlandırılmalı, çocukların eğitim hakkını ve güvenliğini esas alan politikalar hayata geçirilmelidir.
• Çocuk işçiliğine karşı etkili, bağımsız ve düzenli denetimler yapılmalıdır.
• İhmali ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri ve işverenler yargı önüne çıkarılmalıdır.
• Çocukların sadece okullarda, güvenli ortamlarda gelişimini destekleyen, kamusal eğitimi temel alan sosyal politikalar öncelik haline getirilmelidir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi; Cumhuriyetimizin eğitim felsefesine uygun biçimde anasına babasına bakmaksızın her bir çocuğumuzun geleceğini, güvenliğini ve eğitim hakkını koruma altına almaktır.
Eğitim-İş olarak verdiğimiz laik ve bilimsel eğitim mücadelemizle, aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızı sermayenin kâr hırsına, tarikatların karanlığına ve yoksulluğun çaresizliğine terk etmeyeceğiz.
Aydınlık bir gelecek, ancak çocukların özgür olmasıyla mümkündür.
Çocuklarımızı sömüren bu düzene karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
MERKEZ YÖNETİM KURULU