IRMAK ÖĞRETMENİMİZİ UNUTMAYACAĞIZ, SORUMLULARDAN HESAP SORACAĞIZ!
EĞİTİM HAKTIR, ÇOCUK İŞÇİLİĞİ SUÇTUR!
YÖNETİCİ ATAMA SÜRECİNDEKİ HAKSIZLIKLARA VE HAFTA SONU ZORUNLU EĞİTİM ANGARYASINA SON VERİLMELİDİR!
MEB'den Muhakkiklik Göreviyle ilgili Düzenleme Talep Ettik!
MEB KEYFİ OKUL KAPATMA KARARLARINA DEVAM EDİYOR!
11 Haziran 2026
Hayatının ve mesleğinin baharında, 24 yaşında hayattan koparılan öğretmenimiz Irmak Koparan’ı anmak ve son yolculuğuna uğurlamak için İzmir ve Ağrı’daydık.
Genel Başkanımız Kadem Özbay, İzmir 1 No’lu Şube Başkanımız Özgür Şen, İzmir 2 No’lu Şube Başkanımız Yılmaz Dalgalı, İzmir 3 No’lu Şube Başkanımız Barış Düdü, İzmir 4 No’lu Şube Başkanımız Elbey Kale, İzmir 5 No’lu Şube Başkanımız Yusuf Kaya, İzmir 6 No’lu Şube Başkanımız Rıza Gürbüz, İzmir 7 No’lu Şube Başkanımız Mustafa Gök, Aydın Şube Başkanımız Şaban Özdemir, Denizli Şube Başkanımız İlker Zengin, yöneticilerimiz ve üyelerimiz, Irmak öğretmenimizin İzmir Torbalı’daki cenaze törenine katıldı.
Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Ağrı Şube Başkanı Hüseyin Akboğa, Erzurum Şube Başkanımız İbrahim Sami, yöneticilerimiz ve üyelerimiz ise Irmak Koparan’ın görev yaptığı okul ve Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklamalarda bulundu.
Irmak öğretmenimizi ölüme sürükleyen; çığlıklarına kulak tıkayan yerel idareciler ile bu liyakatsiz düzeni inşa eden, mobbingi ve baskıyı kural haline getirerek kurbanları sindiren, failleri ise cesaretlendiren zihniyettir.
Eğitim-İş olarak Irmak öğretmenimizi saygı, sevgi ve özlemle anıyor; ailesine, yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Sürecin tüm yönleriyle aydınlatılması, makamını gencecik öğretmenlerin üzerinde bir güç aracı olarak kullananların adalet önünde hesap vermesi için adli ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı bir kez daha kamuoyuna duyuruyoruz.
Genel Başkanımız Kadem Özbay, cenaze töreninin ardından yaptığı açıklamalarda bulundu:
"Acımız çok büyük. Ama bugünkü cenaze töreni de aslında bize bir şey anlatıyor. Her yerde şunu söylüyorum: Devlet dediğiniz, okula girdiğinizde gördüğünüz öğretmendir. Devlet dediğiniz şey, adliyeye girdiğinizde orada gördüğünüz memurdur. Devlet dediğiniz şey, hastaneye girdiğinizde orada gördüğünüz doktordur, sağlık görevlisidir. Bugün devletin bir öğretmeni, Ağrı'da kendi memleketinden çok uzak bir yerde bu ülkenin çocuklarını yetiştiriyordu ve çok acı bir şekilde yaşamını kaybetti. Milli Eğitim Bakanlığından bir tane yetkili gördünüz mü? Aslında bu cenaze töreni çok şey anlatıyor. Valilik düzeyinde bir tane temsilci gördünüz mü burada? İl Milli Eğitim Müdürünün vekâleten birini gönderdiğini duyduk. İlçe Milli Eğitim Müdürü gelmiş. Aslında bugünkü cenaze töreni ve Ağrı'da yaşananlar bize bir şey anlatıyor. Bu ülkede binlerce, on binlerce Irmak öğretmen var. Yalnız bırakılan, kendi kaderine terk edilen, bütün sorunlarıyla, dertleriyle baş başa bırakılan öğretmenler var.
Irmak öğretmenin sürecine baktığımızda, yanında Ağrı'da bir tek Eğitim-İş Ağrı Şubesi Başkanı ve yöneticileri vardı. Eğitim-İş üyesi değildi öğretmenimiz ama her seferinde söylediğimiz gibi bütün eğitim emekçilerinin sorunları bizim sorunumuz. Orada da arkadaşlarımızdan aldığımız bilgiler inanın yüreğimizi sızlatıyor. Diyorlar ki ailesi geldi. Düşünsenize, gencecik kızınızı, daha bir yıllık öğretmenken orada kaybetmişsiniz. Acı bir şekilde bir ölüme şahitlik ediyorsunuz ve orada yanında devletin bürokrasisinden, mülki amirlerden bir kişi olmaz mı? Orada da valilik, kaymakamlık, Milli Eğitim Müdürlüğü yoktu. Cenazesi uçakla buraya yolcu edildiğinde, ailesi karayoluyla buraya geldiğinde yanlarında kimse yoktu. İşte bugün Irmak öğretmeni ve binlerce Irmak öğretmeni yalnız bırakan anlayış, bugün maalesef öğretmenimizin yaşamdan koparılmasının da bir sebebi olmuştur. Hayalleri olan, umutları olan, atanmak için günlerce, yıllarca bekleyen, çalışan bir öğretmenimiz. Sınavda da derece yaparak atanmış bir öğretmenimiz.
Defalarca verdiği dilekçesi var, yüz yüze görüşmeleri var. Diyor ki: Ben, beni görevlendirdiğiniz bu okula nasıl gideceğim? Araç yok diyor. Ulaşım şansım yok diyor. Orada barınma imkânım yok diyor. 'Nasıl yapacağım?' diyor. 'Nasıl yaparsan yap' diyorlar. İşte bugün Türkiye'nin gerçekten acı özeti bu. Kendi kaderine terk edilmiş, mesleki olarak tüketilmiş, ekonomik olarak tüketilmiş ve bir de yalnız bırakılmış binlerce öğretmenimiz var. Bu olayla ilgili tepkimizi ortaya koyduktan sonra şunu gördük: Benzeri durumları, benzeri sorunları yaşayan, liyakatsiz yöneticilerin baskısına maruz kalan, oradaki bütün sorunlarıyla ve dertleriyle baş başa bırakılan bu ülkede binlerce öğretmen var. Bunu basın mensupları Milli Eğitim Bakanına sorduğunuzda o yüzündeki tebessümü herkes gördü. O Milli Eğitim Bakanına diyorum ki; gelsen ya buraya. Gel, burada babanın, annenin, kardeşlerin yüzüne bakarak 'Soruşturma açacağız tabii' derken aynı gülümsemeyi yapabilecek misin? İnsan olmak, bir başkasının acısını hissetmekle başlar. Eğer sizin dışınızda bir başkasının acısını hissetmiyorsanız, bu yaşamını kaybeden gencecik öğretmeni kendi çocuğunuz gibi görmüyorsanız, aslında bütün sorunların kaynağı da tam olarak burada.
Maalesef bugün devlet otoritesini temsil eden siyasi iktidar ve onların atadıkları liyakatsiz yöneticiler eliyle tam bir yozlaşmayla, çürümeyle ve adaletsizlikle karşı karşıyayız. Son yolculuğuna bile uğurlarken yanlarında değillerdi. Yaşarken yanlarında değillerdi. Son yolculuğuna uğurlarken yanlarında değillerdi. Ama biz Eğitim-İş örgütü olarak bir söz veriyoruz. Ailesine de aynı sözü verdik. Ağrı Şubemiz de bugün orada. MYK üyemiz de orada. Birlikte açıklama yapacaklar. Biz de İzmir şubelerimizle birlikte, Denizli'den, Aydın'dan gelen şube başkanlarımız ve yöneticilerimizle bugün buradayız. Ve aileye şu sözü veriyoruz: Tüm hukuki süreci takip edeceğiz. Asla üzerinin örtülmesine izin vermeyeceğiz."
Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy da Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bugün Ağrı’ya yalnızca başsağlığı dilemek için gelmedik. Bugün buraya, 24 yaşındaki gencecik meslektaşımız Irmak Koparan’ı ölüme sürükleyen, hayattan koparan bu bozuk düzeni teşhir etmeye ve hesap sormaya geldik. Mesleğinin ve ömrünün baharında olan Irmak öğretmenimizin aramızdan koparılışı bireysel bir olay değildir; kaza ya da kader hiç değildir! Bu, göz göre gelen, bağıra bağıra işlenen sistematik bir cinayettir. İktidar ve onun liyakatsiz kadroları bu acı olayın üzerini “münferit bir intihar” diyerek örtmek isteyecektir.
Ancak biz gerçeği biliyoruz. Kamuoyu da şunu çok iyi bilmelidir ki: Irmak öğretmenimiz sessizce gitmemiştir. Bu kokuşmuş düzene karşı mücadele vererek aramızdan ayrılmıştır. Her kapıyı çalmış, her merciye başvurmuş, yaşadığı sorunları resmi makamlara defalarca bildirmiş; ancak her seferinde çığlıklarına kulak tıkanmıştır.
Bugün eğitim emekçileri, yalnızca eğitim sistemini kuşatan gerici ve piyasacı politikalarla boğuşmuyor. Aynı zamanda kendi hayatlarını saran ekonomik ve psikolojik şiddete karşı bir yaşam mücadelesi veriyor. Sorumluluk sadece yerel yönetimde değildir. Bu liyakatsiz sistemi kuran, mobbingi, baskıyı ve cezasızlığı kural haline getiren, denetim mekanizmalarını yok eden Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda yaşanan her türlü olayın direkt sorumlusudur.
Irmak öğretmenimizin davası, göstermelik birkaç idari soruşturmayla kapatılamaz. Adli ve idari süreçlerin şeffaf, derinlemesine ve Irmak öğretmenimizi ölüme sürükleyen tüm aktörleri kapsayacak şekilde yürütülmesini talep ediyoruz.
Irmak öğretmenimize sözümüzdür:
Seni o çaresizliğe itenlerin, çığlıklarına kulak kapatanların, yaşamdan koparanların yakasını bırakmayacağız.
Irmak Koparan’ın hesabı sorulana kadar bu davanın peşini bırakmayacağımızı tüm kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.”