01 Temmuz 2026
Sivas Madımak Otelinde 33 aydın, yazar, ozan, sanatçımız ve 2 otel personelinin yakılarak katledilmesinin 33. yıl dönümünde acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise gerici zihniyete karşı her zamankinden daha diridir.
Sivas’ta yaşananlar anlık bir öfkenin, taşkınlığın sonucu değildir. Madımak; 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleriyle temelleri atılan, Kahramanmaraş ve Çorum’da ilmek ilmek örülen düşmanlığın sonucudur. Halkın inanç, mezhep ve etnik kimlikler üzerinden kutuplaştırılarak birbirine düşman edilmesini amaçlayan faşist zihniyet, ilk provalarını Maraş ve Çorum’da yapmış; bu katliamların hesabının sorulmaması, faillerin korunması Madımak katliamına zemin hazırlamıştır.
Madımak’ta canlarımızı ateşe veren zihniyet, gücünü NATO destekli darbelerden almıştır. Göz önündeki failler göstermelik mahkemelerde yargılanırken, katliamın arkasındaki dönemin yöneticileri ve siyasi iradenin sorumluluğu hiçbir zaman sorgulanmamıştır.
Madımak davası; yıllarca süren adaletsizliklerle hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. 1993’ten bu yana katiller yargı eliyle ödüllendirilmiş, firari sanıklar korunmuş, kollanmış ve sorumluluğu sorgulanmayan bazıları milletvekili/bakan yapılarak “onurlandırılmıştır.” 13 Mart 2012’de, davanın firari sanıklar yönünden zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi kararını, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” sözleriyle karşılaması, iktidarın tarihsel ve ideolojik olarak hangi safta durduğunu açıkça ilan etmesidir. Unutulmamalıdır ki insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamaz.
Nihayetinde Şubat 2025’te mahkeme kararıyla 17, Cumhurbaşkanı affı ile 2 caninin daha salıverilmesi ile katiller bir kez daha yargı ve iktidar eliyle ödüllendirilmiştir.
Katiller bir bir affedilip, ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşırken; mezhepçilik, tek tipleştirme, ötekileştirme ve düşmanlaştırma politikaları bugün bir kez daha devletin resmi dili haline getirilmiştir. Farklı inanç gruplarına, muhaliflere ve laiklikten yana olan tüm yurttaşlara yönelik tehdit ve baskı sistematik şekilde sürdürülmektedir.
33 yıl önce Madımak katliamını düzenleyen zihniyetin bugünkü uzantıları, çeşitli protokollerle okullarımız sokulmaktadır. Laik, bilimsel ve çağdaş eğitim tasfiye edilmekte, çocuklarımız tarikat ve cemaatlerin karanlığına teslim edilmek istenmektedir.
Bu gerici bataklık, ancak laik, bilimsel ve kamusal eğitimle kurutulabilir. Çünkü laiklik; bu topraklarda bir arada yaşamanın, can güvenliğinin ve düşünce özgürlüğünün en temel güvencesidir.
Eğitim-İş olarak bir kez daha altını çiziyoruz:
Toplumsal barışımızı hedef alan saldırılar, katliamlar, tehdit ve baskılar, bu topraklarda kardeşçe yaşama kararlılığımızı asla söndüremeyecektir.
2 Temmuz 1993’te Madımak’ta katledilen aydınlarımızı, sanatçılarımızı, canlarımızı unutmadık, unutturmayacağız!
Aydınlık yarınlar için karanlığa asla boyun eğmeyeceğiz!