MEB’İN YENİ YÖNETMELİĞİ SORUNLARI ÇÖZMEK YERİNE YENİ SORUNLAR ÜRETİYOR

28 Temmuz 2026

Millî Eğitim Bakanlığı’nın Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikler incelendiğinde, eğitim sisteminin gerçek sorunlarına çözüm üreten bir yaklaşımın benimsenmediği görülmektedir. Öğretmen açığı, kalabalık sınıflar, temizlik ve güvenlik personeli eksikliği, rehberlik hizmetlerindeki yetersizlikler, okul şiddeti, okul öncesi eğitimde kontenjan sorunu ve eğitimde giderek derinleşen eşitsizlikler olduğu gibi dururken, yönetmelik daha çok okul işleyişine ilişkin düzenlemelerle sınırlı kalmıştır. Ayrıca birçok temel konunun “Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslara” bırakılması, eğitim sisteminde öngörülebilirliği azaltmakta; öğretmenler, okul yöneticileri ve veliler açısından yeni belirsizlikler yaratmaktadır.


Yönetmeliğin ilk maddelerinde yer verilen “Erdem-Değer-Eylem Çerçevesi”, “huzurlu aile ve toplum” gibi ifadeler de dikkat çekmektedir. Eğitimin amacı, siyasi iktidarın tanımladığı değer kalıplarına göre birey yetiştirmek değil; özgür düşünebilen, sorgulayan, bilimsel düşünceyi esas alan, Cumhuriyet’in temel ilkelerine bağlı bireyler yetiştirmektir. Hukuki metinlerde içeriği ve sınırları belirsiz kavramlara yer verilmesi, eğitim politikalarının evrensel ve bilimsel ilkelerden uzaklaştırılarak farklı ideolojik yorumlara açık hale gelmesine neden olabilir. Eğitim yönetmelikleri; Anayasa’nın laiklik ilkesi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun temel esasları, bilimsel eğitim anlayışı ve çocukların üstün yararı esas alınarak hazırlanmalıdır.


Öğretmenlerin yükünü hafifletecek adımlar atılmak yerine yeni takip, kayıt, değerlendirme ve raporlama sorumlulukları getirilmektedir. Kalabalık sınıfları azaltmadan, öğretmen açığını gidermeden, okulların fiziki ve personel eksikliklerini tamamlamadan öğretmenden daha fazla bürokratik işlem beklemek, eğitimin niteliğini artırmayacağı gibi öğretmenlerin omuzlarındaki yükü de ağırlaştıracaktır.


Okul öncesi eğitimde kayıt alanı esasına dayalı uygulamalar da yeniden değerlendirilmelidir. Yeterli anaokulu ve kontenjanın bulunmadığı birçok bölgede ailelerin tercih hakkını daraltan uygulamalar yerine, her çocuğun nitelikli okul öncesi eğitime erişimini sağlayacak yatırımlar yapılmalı ve ailelere daha fazla okul seçeneği sunulmalıdır. Sorun velilerin tercihleri değil, kamunun her çocuğa nitelikli okul öncesi eğitim olanağını sağlayamamasıdır.


Seçmeli derslere ilişkin düzenlemeler de ciddi sakıncalar içermektedir. Temel eğitim, çocukların ortak bilgi, beceri ve yurttaşlık bilinci kazandığı eğitim basamağıdır. Bu nedenle temel eğitimde seçmeli ders uygulamaları da pedagojik açıdan yeniden değerlendirilmelidir. Bir dersin gerçekten seçmeli olabilmesi için öğrencinin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda gerçek bir tercih yapabilmesi gerekir. Okulda öğrencinin seçmek istediği ders açılmıyor, yeterli öğretmen bulunmuyor ya da okulun imkânları gerekçe gösterilerek tercih ettiği ders sunulamıyorsa ortada gerçek anlamda bir seçim hakkı yoktur. Tercihini süresi içinde yapmayan öğrencilerin seçmeli derslerinin okul yönetimince belirlenmesi ise öğrencinin ve velinin tercih hakkını zayıflatabilecek bir uygulamadır. Öğrencinin seçmediği bir ders, adı ne olursa olsun seçmeli olamaz. Özellikle seçmeli din dersleri konusunda yıllardır yaşanan fiili yönlendirme tartışmaları ortadayken, bu düzenleme öğrencilerin özgür tercih hakkını güvence altına almamakta; belirli derslere yönlendirilmesine ilişkin kaygıları artırmaktadır.


Yönetmeliğin 21. maddesinde yer alan “İlkokullarda Yabancı Dil, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ve farklı program uygulayan ilkokullarda…” hükmü ayrıca dikkat çekmektedir. Zorunlu eğitimin ilk basamağında “farklı program uygulayan ilkokullar” anlayışının yönetmeliğe girmesi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ortak, laik ve bilimsel eğitim anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Yönetmelikte bu okulların hangi ölçütlerle belirleneceği, hangi programların uygulanacağı ve eğitim sistemi içinde nasıl konumlandırılacağı da açıklanmamaktadır.


Son yıllarda eğitim sistemini ortak ve eşit eğitim anlayışından uzaklaştıran uygulamalar dikkate alındığında, bu düzenlemenin ilkokul düzeyinde dini ağırlıklı ya da farklı programlara sahip okul modellerinin yaygınlaştırılmasına zemin hazırlayacağı yönündeki kaygılar son derece ciddidir. Millî Eğitim Bakanlığı, zorunlu eğitimin ilk basamağında farklı okul modelleri oluşturmayı değil, tüm çocukların eşit, laik, bilimsel ve kamusal eğitim hakkını güvence altına almayı esas almak zorundadır.


Okul güvenliğini sağlamak devletin sorumluluğudur. Son dönemde okullarda artan şiddet olayları etkili ve kalıcı önlemleri zorunlu kılmaktadır. Ancak güvenlik yalnızca arama tedbirleriyle sağlanamaz. Şiddetin nedenlerini ortadan kaldıracak eğitim politikaları hayata geçirilmeden; okullara yeterli rehber öğretmen, psikolojik danışman, kapı giriş ve çıkışlarını denetleyecek kadrolu güvenlik personeli ile temizlik ve destek hizmetlerini yürütecek güvenceli kadrolu personel görevlendirilmeden kalıcı çözüm üretilemez. Ayrıca arama uygulamalarının kapsamı, koşulları ve güvenceleri açık biçimde belirlenmeli; hiçbir düzenleme çocukların temel haklarını zedeleyecek ya da keyfi uygulamalara zemin oluşturacak şekilde uygulanmamalıdır.


Sonuç olarak bu yönetmelik, eğitimin gerçek sorunlarını çözmekten uzaktır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın önceliği yeni yönetmeliklerle yeni yükümlülükler getirmek değil; öğretmen açığını kapatmak, sınıf mevcutlarını azaltmak, okul öncesi eğitim kapasitesini artırmak, her okula yeterli rehber öğretmen, güvenlik ve yardımcı personel sağlamak olmalıdır. Eğitimin niteliğini artıracak olan; çocukları farklı programlarla ayrıştırmak ya da eğitim sistemini ideolojik tercihler doğrultusunda yeniden şekillendirmek değil, her çocuğun eşit eğitim hakkını güvence altına alan, Tevhid-i Tedrisat’ın temel ilkelerine bağlı, laik, bilimsel ve kamusal eğitim politikalarını hayata geçirmektir.


Öğrencilerimizin laik, bilimsel ve nitelikli eğitim hakkını gerileten, eğitim emekçilerinin yükünü artıran ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun temel ilkelerine aykırı her düzenlemeye karşı tüm hukuki yolları kullanacağız. Bu yönetmeliğin hukuka aykırı hükümlerinin iptali için gerekli davaları açacak, çocuklarımızın eşit, kamusal ve bilimsel eğitim hakkını zedeleyen hiçbir uygulamanın karşısında sessiz kalmayacağız.