MİLLİ DAYANIŞMANIN TEMELİ CUMHURİYET, HUKUK DEVLETİ VE MİLLET EGEMENLİĞİDİR

05 Ağustos 2026

TBMM gündemine getirilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, yalnızca bir kanun teklifi olarak değerlendirilemez. Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir süreçte asıl tartışılması gereken; yürütülen sürecin yöntemi, demokratik meşruiyeti ve ülkemizin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlardır.

Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanlarımızın yaşamını yitirmemesi hepimizin ortak arzusudur. Ancak bu ortak arzu, yürütülen sürecin yöntemini, hukuki niteliğini ve siyasi sonuçlarını sorgulamaya engel değildir.

Kapalı kapılar ardında yürütülen, şeffaflıktan uzak ve toplumla gerçek anlamda paylaşılmayan hiçbir süreçten ne milli dayanışma çıkar ne de toplumsal uzlaşı doğar. Daha teklif TBMM gündemine gelir gelmez milletvekillerinden kısa süre içinde eksiksiz imza istenmesi, Meclis’in millet adına tartışan, denetleyen ve karar veren anayasal konumunun nasıl aşındırıldığını göstermektedir.

Milletvekilleri talimatla hareket etmek için değil; Anayasa’ya, Cumhuriyet’e ve ettikleri yemine bağlı kalarak millet adına vicdani kanaatleriyle karar vermek için seçilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütmenin önceden belirlediği kararları onaylayan bir makam değil; millet egemenliğinin tecelli ettiği anayasal yasama organıdır.

Hiçbir demokratik hukuk devletinde bir terör örgütünün başı meşru bir siyasal aktör haline getirilemez. Terörle mücadele hukuk devleti ilkeleri içinde yürütülür. Toplumu ilgilendiren siyasal meselelerin meşru çözüm zemini ise demokratik siyaset ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Cumhuriyetimizin temel nitelikleri, üniter yapısı ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışı hiçbir siyasi pazarlığın, hiçbir müzakerenin ve hiçbir sürecin konusu yapılamaz.

Hukuk; kişiye, örgüte ya da siyasi ihtiyaçlara göre uygulanamaz. Düşüncesini açıkladığı, haber yaptığı, sendikal faaliyet yürüttüğü ya da demokratik hakkını kullandığı için yurttaşları cezalandıran; gazetecileri, öğrencileri, akademisyenleri, siyasetçileri ve sendikacıları yargı baskısıyla karşı karşıya bırakan, hukuku dönemsel siyasi ihtiyaçlara göre uygulayan bir anlayışın toplumsal barışın güvencesi olması beklenemez. Hukuk devletinde kimin soruşturulacağına, kimin yargılanacağına ve hangi hukuki sonucun doğacağına siyasi takdir değil, hukuk kuralları karar verir.

Adına “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” deniliyorsa, bunun toplumsal meşruiyeti de kapalı kapılar ardında değil; şeffaflıkla, demokratik tartışmayla ve toplumun bilgisi dâhilinde aranmalıdır. Toplumsal uzlaşı birkaç siyasi aktörün mutabakatıyla ilan edilemez; toplumun güveni ve demokratik meşruiyet üzerine inşa edilir.

Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yurttaşlarının hukuk önünde eşit olduğu bir düzeni savunuyoruz. Yurttaşlarımızın demokratik ve kültürel haklarının güvence altına alınması ile Cumhuriyet’in üniter yapısının ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışının korunması birbirinin karşıtı değil, birbirinin güvencesidir. Kalıcı barışın zemini; herkesin etnik kökeni, inancı ve siyasi görüşü ne olursa olsun hukuk devletinin güvencesi altında yaşadığı Cumhuriyet düzenidir. Türkiye’nin ihtiyacı kimlikleri birbirine karşı konumlandıran bir siyaset değil; Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışı temelinde ortak geleceği güçlendirmektir.

CUMHURİYETİN TEMEL NİTELİKLERİ TARTIŞMAYA AÇILAMAZ

Asıl dikkat edilmesi gereken yalnızca bugün gündeme getirilen düzenleme değil, bu sürecin Türkiye’yi hangi siyasal istikamete taşıdığıdır. Atılan adımların Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerini, laik demokratik hukuk devletini, millet egemenliğini, üniter yapısını ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışını zayıflatacak bir yönelime dönüşmesine izin verilemez.

Cumhuriyet pazarlıkla kurulmadı; pazarlık konusu da yapılamaz.

Cumhuriyet’in temel nitelikleri bizim için tartışmanın değil, bağlılığın konusudur.

Laiklikten vazgeçmeyiz.
Millet egemenliğinden vazgeçmeyiz.
Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışından vazgeçmeyiz.
Hukuk devletinden vazgeçmeyiz.
Cumhuriyet’in üniter yapısından vazgeçmeyiz.

Türkiye’nin sorunlarının çözümünü, Cumhuriyet’i aşındıracak yeni siyasal modellerde değil; Cumhuriyet’in demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğini güçlendirmekte görüyoruz.

Eğitim-İş olarak insanlarımızın ölmediği, çocuklarımızın korkudan uzak büyüdüğü bir Türkiye istiyoruz. Ancak barış yalnızca silahların susması değildir. Gerçek barış; adaletin egemen olduğu, hukukun herkese eşit uygulandığı, demokratik siyasetin özgürce işlediği ve Cumhuriyet’in temel niteliklerinin güvence altında olduğu bir düzendir.

Barış, hukukun askıya alınması değildir.
Barış, bir terör örgütünün başına siyasal meşruiyet kazandırılması değildir.
Barış, TBMM’nin iradesinin etkisizleştirilmesi değildir.
Barış, Cumhuriyet’in temel niteliklerinin tartışmaya açılması değildir.

Bizim barış anlayışımız; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in çatısı altında, özgür, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinde bütün yurttaşların birlikte yaşamasıdır.

Dün olduğu gibi bugün de Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’e, laik demokratik hukuk devletine, Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışına, üniter yapıya ve millet egemenliğine bağlılığımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Hiçbir siyasi hesap Cumhuriyet’in temel niteliklerinin önüne geçirilemez. Türkiye’nin geleceği; hukuk devleti, millet egemenliği ve Cumhuriyet’in kurucu değerleri üzerinde yükselecektir.