3 MART DEVRİM YASALARI 102 YAŞINDA!
ÖĞRETMENLERİMİZİ VE ÖĞRENCİLERİMİZİ KORUYAMAYAN BİR SİSTEM KABUL EDİLEMEZ!
OKULLARI VE ÇOCUKLARI HEDEF ALMAK İNSANLIK SUÇUDUR! EMPERYALİST SALDIRGANLIĞI KINIYORUZ, YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ
3 MART DEVRİM YASALARI: CUMHURİYETİN EĞİTİM DEVRİMİ PANELİ
EMPERYALİSTLERİN İRAN SALDIRILARI DERHAL SON BULMALIDIR
02 Mart 2026
En güvenli olması gereken yerler olan okullar bugün en güvensiz alanlar haline gelmiştir.
İstanbul Çekmeköy’de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan saldırı bunun en acı göstergesidir. Uzun süredir okula gelmeyen 11. sınıf öğrencisinin okula bıçakla girerek iki öğretmeni ve bir öğrenciyi hedef aldığı saldırı sonucunda 44 yaşında bir öğretmenimizi okulda kaybettik, yaralılarımız var. Vicdanımız sızlıyor, aklımız kabul etmiyor.
Öğrenciyle ilgili daha önce rehberlik görüşmeleri yapılmış, tutanaklar tutulmuş ve uyarılar yapılmıştır. Ayrıca kısa süre önce çocuk psikiyatrisi kliniğinde tedavi süreci bulunduğu da bilinmektedir. Buna rağmen gerekli önlemlerin alınmamış olması açık bir ihmal ve yönetim sorunudur. Bunun sorumluluğu öğretmenlere ve okul yönetimine yüklenemez.
Çok iyi biliyoruz ki bu yaşananlar ne bir “münferit olay” ne de basit bir güvenlik sorunudur. Bu şiddet sarmalı, bireysel suçlara indirgenemez. Önümüzdeki tablo, eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran; öğretmeni itibarsızlaştıran, okulları siyasal ve ideolojik yuvalanma alanına dönüştüren politikaların direkt sonucudur. 24 yıllık AKP iktidarının sonucunda okullarımız artık laik eğitimle, bilimle değil; şiddet ile anılır hale gelmiştir.
Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa, orada kamu otoritesinden söz edilemez.
Milli Eğitim Bakanlığı, enerjisini ve bütçesini öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin can güvenliğini sağlamak yerine; insanların inancıyla ve yaşam tarzıyla uğraşmakta, tarikat ve cemaat uzantısı yapıları okullara sokmaya devam etmektedir. Laikliğin, bilimin ve meslek onurunun hiçe sayıldığı bir ortamda şiddet sıradanlaşmaktadır. Bugün okullarımız laik, bilimsel eğitimin ve özgür düşüncenin yuvası olmaktan çıkarılıp, iktidara sadakatle bağlı liyakatsiz yöneticilerin elinde öğrenciler ve eğitim emekçileri için can güvenliğinin olmadığı alanlara dönüştürülmüştür. Eğitim emekçileri güvencesizliğe, baskıya ve itibarsızlaştırılmaya mahkum edilirken; çocuklarımız geleceksizlik ve umutsuzluk içinde sistematik bir çürümeye terk edilmektedir.
Bugün herhangi bir kesici-delici aletle alışveriş merkezlerine dahi girilemezken; okullara rahatlıkla silahla, bıçakla girilmesi güvenlik ve denetim zaafiyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Bu durum; yalnızca basit bir güvenlik zafiyeti değil; kamusal eğitimi bir ‘maliyet kalemi’ olarak gören siyasi iktidarın ve bakanlığın yarattığı çürümüşlüğün açık göstergesidir.
Eğitim kurumlarında yaşanan her türlü şiddetin sorumlusu; attığı her adımda ayrımcılığı ve kutuplaşmayı körükleyen bakanlık ve siyasi iktidardır.
Eğitim-İş olarak bir kez daha altını çiziyoruz:
Eğitim yuvaları iktidarın, gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin ve özgürlüğün mekânı olmalıdır. Bizler, okullarımızda yaşanan şiddetin, işlenen cinayetlerin son bulması için öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya dek bu karanlık zihniyete, denetimsizliğe ve liyakatsizliğe karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
Kaybettiğimiz meslektaşımıza rahmet, ailesine ve öğrencilerine başsağlığı diliyor; yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.
Öğretmenin ve öğrencinin can güvenliğini sağlayamayan bir eğitim sistemi kabul edilemez.