ÖNLÜK DAYATMASINI KABUL ETMİYORUZ, YARGIYA TAŞIYORUZ!

04 Eylül 2026

Millî Eğitim Bakanlığı, eğitim sisteminin ağır sorunlarının ortasında öğretmenin ne giyeceğini belirlemekle meşgul.


2023 yılında “tercih” ve “teşvik” söylemiyle başlatılan öğretmen önlüğü uygulaması, 2026-2027 eğitim öğretim yılı için yayımlanan genelgeyle artık açıkça bir zorunluluğa dönüştürülmüştür. O dönem öğretmenlerin önlük giymeyi “tercih etmelerinin teşvik edilmesi” istenirken bugün öğretmenlerin görevlerini yerine getirirken önlük “giyecekleri” belirtilmekte; uygulamanın millî eğitim müdürlüklerince takip edilmesi istenmektedir. 


Şimdi de “Öğretmen Önlüğü Standartları Kılavuzu” yayımlanmış; öğretmenin giyeceği önlüğün renginden kumaşına, boyundan cep sayısına, yaka biçiminden nakış ölçüsüne kadar her ayrıntı Bakanlık tarafından belirlenmiştir. İlkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan kadın ve erkek öğretmenler için beyaz, yüzde 75 polyester ve yüzde 25 viskondan oluşan önlükler tasarlanmış; beden ölçülerinden kol ve yırtmaç boylarına kadar ayrıntılı standartlar getirilmiştir. 


Türkiye’de eğitimin ve eğitim emekçilerinin bunca yakıcı sorunu varken Bakanlığın önlüğün santimetresine kadar gösterdiği bu “özen” ibretliktir.


Keşke aynı titizlik öğretmen açığının kapatılmasında, kalabalık sınıfların azaltılmasında, okulların temizlik ve güvenlik sorunlarının çözülmesinde gösterilseydi. Keşke öğretmenlerin geçim sıkıntısı, barınma ve ulaşım sorunları, norm kadro mağduriyetleri, resen atamalar ve yıllardır çözülemeyen yer değiştirme sorunları için bu kadar mesai harcansaydı. Keşke öğretmenin okulda uğradığı şiddeti önlemek için önlüğün cebinin santimetresi kadar ayrıntılı bir çalışma yapılsaydı.
Bakanlık ise öğretmenlik mesleğinin saygınlığını kıyafet üzerinden tarif etmeye çalışıyor. Kılavuzun sonunda öğretmen önlüklerinin “mesleğin saygınlığını, eğitimin niteliğini ve kurumsal hafızamızı” temsil edeceği dahi ileri sürülüyor. 


Öğretmenin itibarı üzerine giydirilecek bir kumaş parçasıyla sağlanmaz. Öğretmenin itibarı; emeğine verilen değerle, ekonomik ve özlük haklarıyla, mesleki özerkliğiyle, güvenli çalışma koşullarıyla ve mesleğine gösterilen saygıyla sağlanır. Öğretmeni yıllardır itibarsızlaştıran politikalar uygulayıp ardından beyaz önlük giydirerek mesleğin saygınlığını geri getiremezsiniz.
Kılavuzun ve Bakanlık yazısının dili başka bir kaygıyı da beraberinde getirmektedir. Bütün öğretmenleri aynı görüntü içinde standartlaştıran bu yaklaşım, kadınların ne giyeceğinin yıllardır siyasi ve ideolojik müdahalelerin konusu yapıldığı bir ülkede ayrıca değerlendirilmelidir. Bakanlığın öğretmenlerin kılık ve kıyafetini “mesleğin vakarı” ve “toplumsal hassasiyetler” gibi sınırları belirsiz kavramlarla birlikte ele alması kaygımızı artırmaktadır. 


Özellikle kadın öğretmenlerin kendi kıyafetlerini uzun bir önlüğün altında görünmez hâle getiren bir modelin yalnızca “mesleki aidiyet” gerekçesiyle açıklanmasını inandırıcı bulmuyoruz. Kadınların kıyafetinin, yaşam biçiminin ve kamusal alandaki görünürlüğünün sürekli tartışmaya açıldığı bir siyasi iklimde, “toplumsal hassasiyet” gerekçesiyle öğretmenin kıyafetine müdahale edilmesine sessiz kalmayacağız. Bugün önlüğün boyunu, yakasını ve ölçüsünü belirleyenlerin yarın hangi kıyafeti “mesleğin vakarına uygun”, hangisini “uygunsuz” sayacağının güvencesi yoktur.


Dahası, “tercih” denilerek başlayan bir uygulamanın birkaç yıl içinde zorunluluğa çevrilmesi, Bakanlığın öğretmene bakışını da ortaya koymaktadır. Öğretmen, kendi kararlarını verebilen bir eğitim emekçisi olarak değil; kıyafetinden sınıf içindeki tutumuna kadar sürekli talimat verilmesi ve denetlenmesi gereken biri olarak görülmektedir.


Öğretmen ne giyeceğini bilir; siz önce ne söylediğinizi, ne yaptığınızı bilin. Anayasa’ya, hukuka ve eğitim bilimine uyun. Önlüğün boyunu santim santim hesaplayacağınıza, elli kişilik sınıfta bir çocuğa kaç santimetrekare düştüğünü hesaplayın. “Toplumsal hassasiyet” diyerek başta kadın öğretmenlerin kıyafetini ölçmeye kalkmayın. Öğretmenin itibarı önlükle sağlanmaz; sizin eğitime verdiğiniz zarar da önlükle örtülmez.


Üstelik Bakanlık, öğretmenlerin kılık ve kıyafetine ilişkin mevcut hukuki düzenlemelerin üzerine genelge ve kılavuzla yeni bir zorunluluk inşa etmeye çalışmaktadır. Bir idari düzenlemeyle öğretmenin tercih alanının daraltılmasını, bunun il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri eliyle takip edilmesini ve giderek bir denetim mekanizmasına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz.
Eğitim-İş olarak bu hukuksuz dayatmayı yargıya taşıyacağız. Öğretmenlere önlük giyme zorunluluğu getiren düzenlemeye karşı gerekli hukuki süreci başlatacağız.


Öğretmenlerimizin de açıkça bilmesini isteriz: Önümüzdeki süreçte bu uygulamanın baskıya, tutanağa, soruşturmaya ya da herhangi bir yaptırıma dönüştürülmesi hâlinde üyelerimizin yanında olacak, hukuki haklarını sonuna kadar savunacağız.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soruyoruz:
Öğretmenin önlüğünün cebini, yakasını, kumaşını ve boyunu belirlemeye ayırdığınız zamanı öğretmenin ve öğrencinin gerçek sorunlarına ne zaman ayıracaksınız?


Öğretmenler sizden kıyafet standardı beklemiyor. Atama bekliyor, emeğinin karşılığını alacağı bir ücret bekliyor, güvenli okul bekliyor, mesleğine saygı bekliyor. Asli görevi olan eğitim öğretime yoğunlaşabileceği çalışma koşulları bekliyor.


Öğretmen devletin kendisine biçtiği tek tip görüntünün taşıyıcısı değildir. Mesleki bilgi ve birikimi olan, sınıfında pedagojik sorumluluk taşıyan bir eğitim emekçisidir. Ne giyeceğine karar verecek iradeye de sahiptir.


Eğitim-İş olarak bir kez daha söylüyoruz: Önlük giymek öğretmenin tercihidir; idarenin dayatacağı ve takip edeceği bir zorunluluk olamaz.


MEB’in görevi öğretmenin kıyafetini standartlaştırmak, beden ölçüsünü belirlemek ve ne giydiğini takip etmek değildir. Bakanlığın görevi öğretmenin özgürce ve güven içinde mesleğini yapabileceği, çocukların nitelikli, bilimsel, laik ve kamusal eğitime ulaşabileceği koşulları sağlamaktır.


Öğretmenin yakasından, cebinden, önlüğünden elinizi çekin; eğitimin gerçek sorunlarına bakın!