SADAKAT ÜRETİM MERKEZİ: MİLLİ EĞİTİM AKADEMİSİ

13 Nisan 2026

Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamında kurulan Milli Eğitim Akademileri, bugün (13 Nisan 2026) itibarıyla 7 ilde 12 şube ile faaliyetlerine başladı. Süslü ambalajlarla kamuoyuna sunulan bu projenin ardındaki asıl niyeti görüyor ve uyarıyoruz:
Milli Eğitim Akademisi, siyasi iktidarın kendi öğretmenini yetiştirme projesidir! 


Bugün kapılarını açan bu yapılar; öğretmen yetiştirmeyi evrensel ve bilimsel pedagojik ilkelerden kopararak, iktidarın kendi politik kadrolarını üretme niyetinin en somut adımıdır. Eğitim fakültelerinin içini boşaltan, diplomalarımızı ve Türkiye’nin uzun yıllara dayanan öğretmen yetiştirmeye yönelik akademik birikimini yok sayan bu sistem; siyasi kadrolaşmaya yasal kılıf hazırlamaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bu bağlamıyla Milli Eğitim Akademilerinin getirdiği katmerli mülakat sistemiyle öğretmenlik mesleği, bilgi ve birikimle değil, uygunluk ve sadakatle ölçülen bir alana dönüştürülmektedir. 


Maarif Modeli ile Milli Eğitim Akademileri birbirini tamamlayan iki temel müdahale olarak kurgulanmıştır. Bir yandan müfredat aracılığıyla sorgulamayan, itaat eden ve iktidarın ideolojik çerçevesine uyumlu bireyler yetiştirilmek istenmektedir. Diğer yandan ise bu toplumu inşa edecek öğretmen profili, Milli Eğitim Akademileri eliyle yeniden şekillendirilmektedir. Böylece eğitim sistemi hem içerik ve hem de o içerikleri okulda uygulamaya koyacak öğretmenler düzeyinde eş zamanlı olarak dönüştürülerek, siyasal iktidarın arzuladığı toplum modelini üretmeye yönelik bütünlüklü bir mekanizmaya dönüştürülmektedir. 


Bu bağlamda Milli Eğitim Akademileri, yalnızca öğretmen yetiştirme alanına müdahale etmekle kalmayacak; aynı zamanda eğitim sisteminin bütününü belirleyecek “makbul öğretmen” profilini inşa edecektir. Bu profil; eleştirel düşünceden uzak, sorgulamayan, bilimsel akıl yerine dogmatik referanslara yaslanan ve siyasal iktidarın çizdiği sınırlar içinde hareket eden bir öğretmen tipidir. Böyle bir öğretmen modeli ise özgür bireyler değil, itaatkâr kuşaklar yetiştirmeyi hedefleyen bir eğitim anlayışının ürünüdür. Bu, yalnızca bir eğitim politikası değil; toplumu baştan aşağı yeniden kurma girişimidir. 


Çocukların düşünen, sorgulayan ve eleştiren bireyler olarak yetişmesi, ancak bu değerleri içselleştirmiş öğretmenlerle mümkündür. Oysa dayatılan bu model, öğretmeni dönüştürerek okulları birer ideolojik üretim merkezine, ideoloji laboratuvarına çevirmeyi hedeflemektedir. Pedagojik donanım yerine ideolojik bağlılığın esas alındığı bir öğretmen yetiştirme sistemi, çocukları özgür bireyler olarak değil; itaat eden, tek tipleşmiş bir toplumsal yapının parçası olarak biçimlendirecektir ve geri dönülemez toplumsal yaralara yol açacaktır.


Bugün eğitim sisteminde yaşanan sorunların temelinde öğretmen yetiştirme süreçlerinin yetersizliği değil; plansızlık, eşitsizlik, piyasalaşma ve siyasal müdahaleler yatmaktadır. Çözüm, öğretmen yetiştirmeyi merkezileştirmek ya da ideolojik bir süzgeçten geçirmek değil; üniversitelerin bilimsel özerkliğini güçlendirmek, öğretmenlik mesleğinin itibarını artırmak ve liyakat esaslı, şeffaf bir atama sistemi kurmak ve açık olan tüm kadrolara atama yapmaktır.


Bu yaklaşım yalnızca eğitim sistemine değil, toplumun geleceğine de açık bir tehdittir.


Eğitimin laik ve bilimsel niteliğinin tasfiye edildiği, liyakat ve mesleki yeterlilik yerine siyasi sadakatin ve ideolojik uyumun merkeze alındığı, tekdüze bir zihniyetin dayatıldığı hiçbir sistem çocuklara özgür bir gelecek sunamaz.


Cumhuriyetimizin aydınlanma devriminin ana unsuru olan okullarımız, hiçbir siyasi yapının arka bahçesi, ideolojik deney sahası yapılamaz. “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” nesilleri; ancak bu ilkeleri rehber edinen eğitim emekçileri yetiştirebilir.

Eğitim-İş olarak; öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran, emeğimizi yok sayan ve eğitimi siyasi aparata dönüştüren Milli Eğitim Akademilerine karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.