SENDİKAL HAKLARA SAHİP ÇIKMA ZAMANIDIR: ORTAK KARAR, ORTAK MÜCADELE!

08 Nisan 2026

Eğitim emekçilerinin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış sendikal eylem hakkı, bugün doğrudan hedef alınmaktadır. Sendikaların aldığı meşru eylem kararlarının yargı eliyle geçersiz kılınmaya çalışılması, örgütlü mücadelenin tasfiye edilmesine yönelik açık ve sistematik bir saldırıdır.


Bu saldırı yalnızca bir sendikaya değil; sendikal iradeye, toplu hak arama özgürlüğüne ve demokrasiye yönelmiştir. Sendikal faaliyetlerin suç gibi gösterilmesi, eylem kararlarının baskı ve yargı yoluyla engellenmesi, örgütlü toplumun susturulması girişimidir.


Bu nedenle çağrımız tüm sendikalaradır:


Bu mesele bir sendikanın değil, örgütlü mücadelenin tamamının meselesidir.


Ortak karar almak, ortak mücadele yürütmek ve sendikal haklara birlikte sahip çıkmak, bugün tarihsel bir sorumluluk haline gelmiştir.

 

Yasal hiçbir dayanağı bulunmayan, açıkça angarya niteliği taşıyan ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında dayatılan Öğrenci Gelişim Raporları uygulamasına karşı aldığımız doldurmama eylem kararı, eğitim emekçilerinin haklı ve meşru tepkisidir.

 

Bu uygulamaya neden itiraz ettiğimizi ve neden angarya dediğimizi bir kez daha not düşelim:

 

Öğretmeni sınıftan ve dersinden uzaklaştıran; pedagojik gerekçesi bulunmayan, ölçme-değerlendirme süreçleriyle bütünleşmeyen ve yoğun bürokratik yükler yaratan bu uygulamalar, eğitim-öğretim faaliyetini nitelik açısından zayıflatmakta, öğretmen emeğini görünmez kılmaktadır. Herhangi bir hazırlık, altyapı ve pilot uygulama süreci dahi işletilmeden bu raporların yaygınlaştırılmaya çalışılması, MEB'in dayatmacı anlayışının en somut örneğidir.

 

Öğretmenlerimiz hâlihazırda kalabalık sınıflar, e-Okul işlemleri, idari sorumluluklar ve yoğun müfredat baskısı altında çalışmaktadır. Özellikle sınav haftalarında; yazılı ve uygulamalı sınavların yükü –örneğin dil derslerinde dinleme ve konuşma becerilerinin ayrı ayrı değerlendirildiği ağır süreçler ortadayken, şimdi de ayrıntılı, zaman alıcı ve tamamen öğretmenin sırtına yüklenen bu raporlar kabul edilemez.


Öğretmenlere ek zaman, personel desteği, bilgisayar, internet erişimi ve gerekli teknolojik altyapı dahi sağlanmaksızın; hiçbir ek ders, ücretlendirme ya da yasal karşılık tanınmadan bu yükümlülüklerin dayatılması kamu yönetimi sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır. Bu, kelimenin tam anlamıyla angaryadır.

 

Nitekim sahada ve yargıda sergilediğimiz kararlı duruş sonunda MEB bu uygulamayı rafa kaldırmak zorunda kalmıştı.

 

Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, sendikal haklara yönelik saldırılarını yeni yöntemlerle sürdürmektedir. Disiplin cezalarının yargıdan dönmesi üzerine bu kez sendikal eylem kararlarını İş Mahkemeleri eliyle hedef almış; sendikal iradeyi yargı yoluyla kırmaya çalışmıştır.


Bu girişimin mahkeme nezdinde kabul görmesi ise açık bir gerçeği ortaya koymuştur:

 

Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınmış sendikal hakların bu şekilde yok sayılması; yalnızca bir sendikaya değil, demokrasiye, örgütlü topluma ve temel hak ve özgürlüklere yönelmiş açık bir tehdittir.

 

Altını özellikle çiziyoruz:


Ortaokul ve liselerde Öğrenci Gelişim Raporlarının uygulanmasına dair hiçbir açık ve bağlayıcı yasal düzenleme bulunmamaktadır.
Bu yönüyle uygulama hem hukuksuzdur hem de kamu emekçilerine açıkça angarya yüklenmesidir.

 

Milli Eğitim Bakanlığı’na hatırlatıyoruz:


Anayasa’nın 42. maddesinde düzenlenen eğitim hakkı; Anayasa’da güvence altına alınmış diğer temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmanın ya da gölgelemenin aracı olamaz.


Eğitim hakkı bahanesiyle sendikal hakların, ifade özgürlüğünün ve eylem hakkının gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz.

Bugün yaşananlar tesadüf değildir.


Milli Eğitim Bakanlığı’nın daha önce de öğretmeni baskı altına alan, sendikal faaliyetleri hedef gösteren ve hukuku yok sayan sayısız antidemokratik uygulamasına tanık olduk.


Bugün gelinen nokta, bu anlayışın yeni bir aşamasıdır.

Öte yandan sürecin hukuki boyutu devam etmektedir:


Öğrenci Gelişim Raporları uygulamasına karşı İdari Yargı’da açtığımız dava sürmektedir. Ayrıca bu karara karşı üst yargı mercilerinde hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.

 

Bugün Eğitim-İş’in eylem kararına yönelen bu tehdit, yarın tüm eğitim emekçilerinin haklarına yapılacak gaspların habercisidir. Buradan tüm eğitim sendikalarına açık çağrımızdır: Gelin, MEB’in bu antidemokratik ve dayatmacı anlayışına karşı sesimizi birleştirelim.

 

Son olarak bir kez daha açıkça ifade ediyoruz:


Tüm baskılara, tehditlere ve hukuk dışı girişimlere rağmen;


Öğrenci Gelişim Raporlarının doldurulmaması yönündeki eylem kararımız kararlılıkla devam edecektir.

 

Demokrasiden, sendikal haklardan ve eğitim emekçilerinin onurundan geri adım atmayacağız.