GENELGEYLE HUKUK YARATILAMAZ, ÖĞRETMEN TALİMATLA YÖNETİLEMEZ!

19 Ağustos 2026

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026/70 sayılı “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” Genelgesi, eğitimin kronikleşmiş sorunlarına çözüm üretmek yerine öğretmeni daha fazla denetleyen, eğitim süreçlerini merkezî talimatlarla kuşatan ve yönetmeliklerle düzenlenmiş alanlarda dahi genelge yoluyla yeni yükümlülükler yaratmaya çalışan bir anlayışın ürünüdür.

Genelge, eğitimde farklılıkları ve özgünlüğü esas almak yerine öğretmeni ve öğrenciyi dar kalıplara sıkıştıran, tek tip öğretmen ve tek tip öğrenci anlayışını dayatan; eğitim sisteminin yapısal sorunlarından doğan sorumluluğu ise Bakanlığın üzerinden alarak öğretmenin ve öğrencinin omuzlarına yükleyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Bakanlık, öğretmenin yoksullaşmasını, okulların personel açığını, kalabalık sınıfları, öğretmen açığını, ücretli öğretmenlik ayıbını, eğitimde eşitsizliği ve giderek ağırlaşan çalışma koşullarını çözmek yerine, öğretmenin önlüğünden telefonuna, veliyle görüşmesinden kullanacağı dijital platforma, görev yapacağı okuldan görev yapacağı alana kadar uzanan bir müdahale ve denetim düzeni kurmaya çalışmaktadır.

Genelgenin bütününe hakim olan “tavizsiz”, “zorunlu”, “istisnasız”, “kesinlikle”, “ivedilikle”, “hiçbir şekilde” gibi ifadeler de Bakanlığın eğitim çalışanlarıyla birlikte yönetme anlayışından giderek uzaklaştığını göstermektedir.

Eğitim, emir-komuta zinciri içerisinde yürütülecek mekanik bir faaliyet değildir. Öğretmen de Bakanlığın her yeni politikasını sorgulamadan uygulamakla yükümlü bir talimat memuru değildir.

Eğitim-İş olarak, hukuku genelgelerle aşmaya, öğretmenin mesleki özerkliğini idari talimatlarla daraltmaya ve öğretmeni itibarsızlaştırmaya, okulları güncel siyasi politikaların uygulama alanına dönüştürmeye yönelik hiçbir girişime sessiz kalmayacağız.

GENELGE, KANUNUN VE YÖNETMELİĞİN ÜZERİNDE DEĞİLDİR

Genelgenin çeşitli maddelerine yönelik itirazlarımız aynı nitelikte değildir.

Bazı hükümler, üst hukuk normlarında açıkça bulunmayan yeni yükümlülükler yarattığı için doğrudan yetki ve normlar hiyerarşisi sorunu doğurmaktadır. Bazı hükümler, öğretmenlerin tercih, mazeret, hizmet puanı ve itiraz haklarının nasıl korunacağını göstermediği için hukuki belirsizlik yaratmaktadır. Bazıları ise eğitim hakkı, eğitim hizmetinin niteliği, öğretmenlerin iş yükü ve öğrencilerin üstün yararı bakımından ciddi sakıncalar taşımaktadır.

Hukuk devletinde genelgeler; kanun ve yönetmeliklerin uygulanmasını açıklayabilir, ancak onların sınırlarını genişletemez. Üst hukuk normlarında olmayan bir yükümlülük genelgeyle yaratılamaz; yönetmelikle tanınan hak ve güvenceler genelgeyle ortadan kaldırılamaz.

Danıştay kararlarında da genelge ve talimat gibi alt düzenleyici işlemlerin üst hukuk normlarını aşamayacağı, kanunda ya da yönetmelikte bulunmayan yeni usul ve yükümlülükler yaratamayacağı açıkça kabul edilmektedir.

OKULLAR GÜNCEL SİYASİ POLİTİKALARIN PROPAGANDA ALANI DEĞİLDİR

Genelgenin daha ilk maddesinde “Türkiye Yüzyılı” vizyonu ve “devletimizin hedefleri” doğrultusunda belirlenen “millî duruş”un Bakanlığın “tavizsiz en temel önceliklerinden biri” ve eğitim-öğretim süreçlerinin “ana hedeflerinden” olduğu belirtilmekte, yılın ilk haftasından başlayarak yıl boyunca bu doğrultuda etkinlikler düzenlenmesi istenmektedir.

Çocuklarımızın şiddeti reddeden, farklılıklarla birlikte yaşamayı bilen, demokrasiye, hukuka ve insan haklarına bağlı bireyler olarak yetişmesi eğitim sisteminin temel görevlerindendir.

Ancak eğitim-öğretim süreçlerinin “devletin hedefleri doğrultusunda” ve “tavizsiz temel öncelik” söylemiyle güncel siyasi süreçlerin taşıyıcısı hâline getirilmesi kabul edilemez.

Millî birlik, toplumsal barış ve kardeşlik; bir siyasi iktidarın dönemsel politikaları üzerinden değil, Cumhuriyetin temel değerleri, demokrasi, laiklik, hukuk devleti, insan hakları, yurttaşlık bilinci ve birlikte yaşama kültürü üzerinden öğretilmelidir.

Öğretmenin görevi öğrenciye ne düşüneceğini söylemek değil, nasıl düşüneceğini öğretmektir. Öğretmenler güncel siyasi süreçlerin anlatıcısı veya propagandisti değildir.

Bakanlık; bu etkinliklerin içeriğini, pedagojik yöntemlerini ve sınırlarını açıklamalıdır.Öğretmenler hukuki, pedagojik çerçevesi belirsiz ve siyasi içeriklerin uygulayıcısı durumuna düşürülemez.

BAKANLIĞIN “ÖĞRETMENİN İTİBARI” SÖYLEMİ, GENELGENİNHÜKÜMLERİYLE ÇELİŞMEKTEDİR

Genelgenin 2. maddesinde öğretmenlerin karar alma süreçlerine katılmalarının sağlanacağı, öğretmene saygı ve güveni esas alan bir anlayış benimseneceği belirtilmektedir.

Ancak devam eden maddelerde öğretmenin kıyafetinin takip edilmesi, belirli dijital uygulamaları zorunlu kullanması, sürekli veri girmesi, yılın herhangi bir döneminde mazereti ve isteği dışında başka bir kuruma atanabilmesi ve belirsiz koşullarla başka öğretmenlik alanlarında görevlendirilebilmesi öngörülmektedir.

Öğretmene bir yandan “mesleki itibar” deyip diğer yandan kıyafetinden telefonuna kadar her davranışını merkezî talimatlarla düzenlemek açık bir çelişkidir.

Öğretmene saygı, onu karar süreçlerine gerçekten katmakla, çalışma koşullarını iyileştirmekle, mesleki özerkliğini tanımakla ve hukuk güvencesini korumakla gösterilir.

ÖĞRETMENE GENELGEYLE ÖNLÜK ZORUNLULUĞU GETİRİLEMEZ

Genelgenin 23. maddesinde eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve diğer eğitim çalışanlarının “mesleğin vakarına, kamu hizmetinin ciddiyetine ve toplumsal hassasiyetlere” uygun hareket etmeleri istenmekle yetinilmemiş, açıkça “önlük giymeleri” hükmüne yer verilmiştir.

Bu dayatmanın öğretmenler kurullarında gündeme getirilmesi ve millî eğitim müdürlüklerince takip edilmesi de istenmiştir.

Soruyoruz; öğretmenlere önlük giyme zorunluluğu getiren kanun veya yönetmelik hükmü nerededir?

Genelgede atıf yapılan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’te öğretmenlere yönelik genel bir önlük zorunluluğu bulunmamaktadır. Yönetmelikte açıkça yer almayan yeni bir kıyafet yükümlülüğü genelgeyle dayatılamaz.

Nitekim Bakanlığın 2023/28 sayılı Genelgesinde öğretmenlerin önlük giymeyi tercih etmelerinin yalnızca “teşvik edileceği” belirtilmiş, Millî Eğitim Bakanı da uygulamanın zorunlu olmadığını açıklamıştır. Aradan geçen sürede üst mevzuatta bu zorunluluğu doğuracak bir değişiklik yapılmadan, teşvik niteliğindeki uygulamanın genelgeyle mecburiyete dönüştürülmesinin hukuki dayanağı yoktur.

Ayrıca “mesleğin vakarı” ve “toplumsal hassasiyetler” gibi sınırları belirsiz kavramların kıyafetin denetlenmesinde ölçüt hâline getirilmesi, idareye geniş ve keyfî bir müdahale alanı açmaktadır.

Kimin toplumsal hassasiyeti?

Hangi kıyafet mesleğin vakarına uygundur, hangisi değildir?

Buna kim, hangi nesnel ve denetlenebilir ölçüte göre karar verecektir?

Önlük giymediği için bir öğretmen hakkında uyarı, tutanak, soruşturma veya başka bir olumsuz işlem tesis edilmesi, kanunilik, belirlilik ve ölçülülük ilkeleri bakımından hukuken ciddi şekilde sakat olacaktır.

Öğretmenin itibarı önlükle değil; bilgisiyle, emeğiyle, mesleki birikimiyle, ekonomik ve sosyal haklarıyla ve yetiştirdiği öğrencilerle ölçülür.

NORM FAZLASI ÖĞRETMENLER SÜREKLİ ATANMA BASKISI ALTINDA BIRAKILAMAZ

Genelgenin 43. maddesinde norm kadro fazlası öğretmenlerin “herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” alanlarında öğretmen ihtiyacı bulunan eğitim kurumlarına atanmaları öngörülmektedir.

Norm kadro fazlası olmak öğretmenin kusuru değildir.

Norm fazlalığı çoğunlukla okulların dönüştürülmesi, şubelerin kapatılması veya birleştirilmesi, haftalık ders çizelgelerinin değiştirilmesi, öğrenci sayılarındaki değişimler ve Bakanlığın eğitim planlamasındaki yanlışlıklar sonucunda ortaya çıkmaktadır. İdarenin planlama hatasının bedeli öğretmene ödetilemez.

Öğretmenin görev yerini, aile düzenini ve bütün yaşamını etkileyen bir atama işlemi öngörülebilir olmak zorundadır. “Herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” ifadesi öğretmeni eğitim-öğretim yılı boyunca sürekli atanma tehdidi altında bırakabilecek belirsiz bir düzenlemedir.

Bu hüküm hiçbir şekilde;

* ihtiyaç listelerinin önceden ilan edilmemesinin,

* öğretmene tercih hakkı verilmemesinin,

* hizmet puanı sıralamasının uygulanmamasının,

* aile birliği, sağlık, engellilik ve diğer mazeretlerin dikkate alınmamasının,

* tebligat ve itiraz hakkının kullandırılmamasının,

* doğrudan ve keyfî resen atama yapılmasının

dayanağı olarak kullanılamaz.

Bakanlığın kendi norm kadro fazlası öğretmenlerin yer değiştirme duyurularında dahi ihtiyaçların ilanı, tercih başvurusu ve hizmet puanı esas alınmaktadır. Genelgedeki “herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” ifadesi, Bakanlığa bu güvenceleri ortadan kaldıran sınırsız bir yetki vermektedir. Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde olmayan böyle bir yetkinin bu genelgeyle dayatılması kabul edilemez.

Ayrıca 2025-2026 eğitim-öğretim yılına ilişkin Genelgenin 55. maddesinde norm fazlası öğretmenlerin, kendi alanlarında ders yükü bulunması durumunda zorunlu bir mazeret olmaksızın ilçe grubu dışına görevlendirilmemelerine yönelik açık bir güvence bulunmaktaydı. 2026/70 sayılı Genelgede aynı güvenceye yer verilmemesi dikkat çekicidir.

Önceki yılın genelgesinde bulunan koruyucu hükmün kaldırılması, öğretmenlerin daha geniş bir alanda resen görevlendirilmesi riskini artırmaktadır.

ÖĞRETMENLER BİR BRANŞTAN DİĞERİNE AKTARILACAK YEDEK PERSONEL DEĞİLDİR

43. maddede, kendilerine ders görevi verilemeyenler başta olmak üzere ihtiyaç veya norm kadro fazlası kadrolu öğretmenlerin Millî Eğitim Akademisinde eğitime alınmaları ve eğitimin ardından “öğretmen ihtiyacı bulunan diğer alanlarda görevlendirilmeleri” öngörülmektedir.

Bu hüküm genelgenin hukuken en sorunlu düzenlemelerinden biridir.

Öğretmenlik mesleği, özel bir ihtisas mesleğidir. Buna rağmen genelgede;

* “diğer alanlar”ın hangileri olduğu,

* öğretmenin mezuniyeti veya branşı uygun olduğunda isteğinin dikkate alınıp alınmayacağı,

* görevlendirmenin geçici mi sürekli mi olacağı,

* öğretmenin unvanının veya atama alanının değişip değişmeyeceği,

* alan yeterliliğinin hangi nesnel ölçütlerle belirleneceği,

* eğitimin süresi ve içeriğinin ne olacağı,

* özlük ve mali hakların nasıl korunacağı,

* görevlendirmeyi kabul etmeyen öğretmen hakkında işlem yapılıp yapılmayacağı

açıklanmamıştır.

Millî Eğitim Akademisinde verilecek süresi ve niteliği belirsiz bir eğitim, öğretmenin yıllar süren lisans eğitiminin ve alan uzmanlığının yerine geçirilemez.

Kanunda, norm fazlası kadrolu öğretmenlerin belirsiz “diğer alanlara” bir genelgeyle aktarılmasına olanak veren açık ve sınırsız bir yetki bulunmamaktadır.

Bugün bir okuldan başka bir okula, yarın bir ilçeden diğerine, ardından bir branştan başka bir branşa aktarılabilecek personel anlayışını reddediyoruz.

“KAPASİTENİN TAM KULLANILMASI” EĞİTİMSEL NİTELİĞİN ÖNÜNE GEÇİRİLEMEZ

Genelgenin 26. maddesinde okul ve derslik kapasitelerinin tam kullanılmasının sağlanması, eğitim-öğretim yılı içerisinde sınıf mevcutlarında azalma olması hâlinde şubelerin birleştirilmesi ve öğrencisi kalmayan şubelerin kapatılması istenmektedir.

“Tam kapasite” anlayışının yalnızca ekonomik verimlilik şeklinde yorumlanması;

* sınıf mevcutlarının artmasına,

* öğretmenin öğrenciye ayırdığı sürenin azalmasına,

* öğretmenlerin norm kadro fazlası durumuna düşmesine,

* özellikle mesleki ve teknik eğitimde bölüm ve alanların tasfiye edilmesine,

* kimi durumlarda okulun bütünüyle kapanmasına

neden olmaktadır.

Bir taraftan şubeleri birleştirerek ve kapatarak yeni norm fazlalıkları yaratmak, diğer taraftan norm fazlası öğretmenleri yılın herhangi bir döneminde başka okullara ve hatta başka alanlara göndermeye çalışmak, Bakanlığın kendi kararlarının sonucunu öğretmenlere yüklemesidir.

Önceki yılın Genelgesinde öğrenci sayısı azalan köy okullarının açık tutulmasına ilişkin özel bir hüküm bulunurken bu yıl aynı güvenceye yer verilmemesi de kırsal bölgelerde eğitime erişim bakımından kaygı vericidir.

Eğitim hizmetinde ölçüt ekonomik doluluk değil; kamusal yarar, eğitime erişim ve öğrencinin üstün yararıdır.

MEB-İMES UYGULAMASIYLA YENİ BİR DİJİTAL GÖZETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ YARATILAMAZ

Genelgenin 7. maddesinde işletmelerde mesleki eğitim ve staj süreçlerinin takibi amacıyla MEB-İMES mobil uygulamasının bütün paydaşlar tarafından “aktif, düzenli ve zorunlu” şekilde kullanılması istenmektedir.

Aynı maddede koordinatör öğretmenlerin eğitim süreçlerini “bizzat görevleri başında kesintisiz, düzenli ve etkin” biçimde izlemeleri öngörülmektedir.

Koordinatör öğretmenlerin mevzuattan doğan izleme ve koordinasyon görevlerinin bulunması, Bakanlığa genelgeyle sınırsız ve “kesintisiz” bir gözetim yükümlülüğü yaratma hakkı vermez.

“Kesintisiz izleme” ifadesinin çalışma süresi, ders görevi, ulaşım, işletmeler arasındaki mesafe ve öğretmenin diğer sorumlulukları bakımından nasıl uygulanacağı belirsizdir.

MEB-İMES uygulamasının zorunlu tutulmasına daha önce itiraz etmiş ve konuyu yargıya taşımıştık. Mevzuatta açıkça tanımlanmamış dijital bir yükümlülüğün aynı ifadelerle sürdürülmesini kabul etmiyoruz.

Teknoloji öğretmenin işini kolaylaştırmak için kullanılmalıdır; öğretmeni sürekli takip etmek, kişisel cihazını kamusal hizmetin zorunlu aracı hâline getirmek ve yeni angaryalar yaratmak için değil.

GELİŞİM RAPORLARI ÖĞRETMENİ VERİ GİRİŞ PERSONELİNE DÖNÜŞTÜRMEMELİDİR

Genelgenin 20. maddesinde farklı sınıf düzeylerindeki gelişim raporlarının her ünite, tema veya öğrenme alanından sonra e-Okul sistemine işlenmesi istenmektedir.

Öğrencinin gelişiminin izlenmesi ve velilerin bilgilendirilmesi eğitim sürecinin doğal bir parçasıdır. İtirazımız öğrencinin gelişiminin değerlendirilmesine değil; kapsamı, sıklığı ve ölçütleri mevzuatta yeterince belirlenmeden öğretmene ağır bir veri giriş yükü yüklenmesinedir.

Bakanlığın yayımladığı kılavuzlar ve e-Okul sisteminde belirlediği kapsamlı formatlar, özellikle kalabalık sınıflarda öğretmenlere her öğrenci ve her öğrenme alanı için çok büyük bir bürokratik yük getirmektedir.

Bir öğretmenin çok sayıda sınıf ve yüzlerce öğrenci için her ünite veya tema sonrasında ayrıntılı veri girmesini istemek, öğretmenin ders hazırlığına, öğrenciyle bireysel ilgilenmesine ve eğitim faaliyetlerine ayıracağı zamanı azaltmaktadır.

Kılavuzlarla ve sistem ekranlarıyla öğretmenin asli görevini gölgede bırakacak büyüklükte yeni iş yükleri yaratılamaz. Gelişim raporlarına ilişkin yürüttüğümüz hukuki süreç devam etmektedir, sonuna kadar takipçisi olacağız.

ÖĞRENCİLERİN BEDENSEL VERİLERİ VE ÖĞRETMENİN İŞ YÜKÜ GÖZ ARDI EDİLEMEZ

Genelgenin 28. maddesinde ortaokul ve lise öğrencilerinin yılda iki kez fiziksel uygunluk ölçümlerinin yapılması ve sonuçların e-Okul sistemine eksiksiz girilmesi istenmektedir.

Fiziksel uygunluk uygulaması geçmiş yıllardan beri yürütülmekle birlikte, uygulamanın tekrar genelgeyle zorunlu ve eksiksiz bir veri giriş faaliyeti olarak düzenlenmesi mevcut sorunları ortadan kaldırmamaktadır.

Boy, kilo, dayanıklılık, esneklik ve benzeri ölçümler sağlıkla ilişkili kişisel verilerdir. Bu ölçümlerin öğrenciyi örselemeden, mahremiyetini koruyarak, uygun fiziki ortamda ve güvenli veri işleme koşullarında yapılması gerekir. Bunun için okullarda revir oluşturulması ve alanında uzman sağlık personelinin istihdam edilmesi gereklidir. Ayrıca okullarda düzenli olarak Sağlık Bakanlığı ile birlikte sağlık taraması yapılmalıdır.

Yeterli personel, zaman ve altyapı sağlamadan öğretmeni ölçüm ve veri girişinden sorumlu tutmak; eğitim emekçisini asli görevi dışındaki bürokratik işlerle kuşatmaktır.

ÖĞRETMENİN TELEFONUNDAN ÖNLÜĞÜNE KADAR HER ŞEYİ DENETLEMEKTEN VAZGEÇİN

Genelgenin bütünü incelendiğinde yalnızca birkaç tartışmalı maddeden değil, öğretmeni sürekli gözetim altında tutmaya yönelen bütünlüklü bir yönetim anlayışından söz etmek gerekmektedir.

Öğretmenin kıyafeti millî eğitim müdürlüklerince takip edilmekte, sınıfta telefon kullanımı merkezî bir talimatla düzenlenmekte, kullanacağı dijital platformlar sınırlandırılmakta, eğitim paketlerindeki bütün modülleri tamamlaması istenmekte ve yeni veri giriş yükümlülükleri getirilmektedir.

Bakanlığın görevi öğretmenin gündelik hayatının her ayrıntısını denetlemek değildir.

Eğitim sistemi öğretmeni sürekli gözetim altında tutarak değil; öğretmene güvenerek, onu karar süreçlerine katarak, çalışma koşullarını düzelterek ve mesleki özerkliğini güçlendirerek gelişir.

Türkiye’de eğitimin sorunu öğretmenin ne giydiği değildir. Öğretmen ne giyeceğini bilir.

Sorun, öğretmenin geçinememesidir.

Sorun, öğretmen açığı devam ederken ücretli öğretmenliğin sürdürülmesidir.

Sorun, kalabalık sınıflardır.

Sorun, okulların temizlik, güvenlik ve yardımcı personel ihtiyacıdır.

Sorun, öğretmenlerin artan bürokratik ve angarya iş yüküdür.

Sorun, eğitimde eşitsizliğin derinleşmesidir.

Sorun, öğretmenin mesleki özerkliğinin ve çalışma güvencesinin sürekli daraltılmasıdır. 

Millî Eğitim Bakanlığından;

1. Üst mevzuatta açık dayanağı bulunmayan önlük zorunluluğunun kaldırılmasını,

2. Norm kadro fazlası öğretmenlerin atamalarının ilan edilmiş takvim, ihtiyaç listesi, tercih, hizmet puanı, mazeret, tebligat ve itiraz güvenceleri korunarak yürütülmesini,

3. “Herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” ifadesinin keyfî ve sürekli resen atamalara dayanak yapılmamasını,

4. Öğretmenlerin “diğer alanlarda görevlendirilmesine” yönelik belirsiz hükmün geri çekilmesini; öğretmenin alanının rızası ve açık hukuki düzenleme olmaksızın değiştirilmemesini,

5. MEB-İMES kullanımına ilişkin dayatmadan vazgeçilmesini,

6. Şube birleştirme ve kapatma işlemlerinde ekonomik doluluk yerine eğitim hizmetinin niteliğinin, bölgesel koşulların ve öğrencinin üstün yararının esas alınmasını,

7. Gelişim raporlarıyla ilgili dayatmadan vazgeçilmesi ve fiziksel uygunluk ölçümlerinin öğretmene yüklenmemesi,

8. Öğretmenleri doğrudan ilgilendiren bütün düzenlemelerin eğitim sendikalarının ve öğretmenlerin katılımıyla hazırlanmasını

talep ediyoruz.

HUKUKSUZ DAYATMALARI YARGIYA TAŞIYACAĞIZ

Eğitim-İş olarak eğitim emekçilerinin kazanılmış haklarını, çalışma güvencelerini ve mesleki özerkliklerini genelgeler yoluyla aşındırmanıza izin vermeyeceğiz.

Başta öğretmenlere önlük giyme dayatması getiren 23. madde ile norm kadro fazlası öğretmenlerin “herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” atanmasını ve belirsiz “diğer alanlarda” görevlendirilmesini öngören 43. madde olmak üzere; üst hukuk normlarına aykırı olduğunu, yetki aşımı ve hukuki belirsizlik taşıdığını değerlendirdiğimiz hükümleri yargıya taşıyacağız.

Daha önce yargıya taşıdığımız MEB-İMES dayatmasının da takipçisi olacağız.

Genelge, yönetmeliğin üzerinde değildir.

Bakanlık, hukukun üzerinde değildir.

Öğretmenlerin görev yeri, alanı, kıyafeti, kişisel cihazı ve çalışma düzeni idarenin sınırsız tasarruf alanı değildir.

Öğretmenin itibarı önlükle değil; emeğine, uzmanlığına, haklarına ve iradesine gösterilen saygıyla korunur.

Eğitim-İş olarak hem hukuk önünde hem örgütlü mücadelemizle eğitim emekçilerinin haklarının takipçisi olmaya devam edeceğiz.