31 Temmuz 2026
Eğitim-İş olarak, Amasya Lisesinde yaşanan soruşturma süreci ve eğitim emekçilerine yönelik hukuksuz uygulamalara dikkat çekmek amacıyla, Amasya İl Millî Eğitim Müdürlüğü önünde diğer eğitim sendikalarıyla birlikte ortak basın açıklaması gerçekleştirdik.
Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek tarafından okunan basın açıklaması şöyle:
Bir eğitim kurumunda yaşanan sorunlar yalnızca o okulun meselesi değildir. Adalet duygusunu, çalışma barışını ve kamu yönetimine duyulan güveni ilgilendiren her gelişme, toplumun ortak meselesidir. Bu nedenle Amasya Lisesinde yaşanan süreç hakkında kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu taşıyoruz.
Amasya Lisesinde görev yapan öğretmenler, okul yönetiminde yaşandığını düşündükleri yönetmelik ihlallerini, baskı uygulamalarını ve çalışma barışını zedeleyen uygulamaları, Anayasa'nın kendilerine tanıdığı dilekçe hakkını kullanarak ilgili makamlara bildirmiştir. İlk başvurunun ardından uzun süre herhangi bir işlem yapılmaması üzerine, farklı tarihlerde başka öğretmenler de aynı doğrultuda başvuruda bulunmuştur.
Ancak daha sonra yaşanan gelişmeler ciddi soru işaretleri oluşturmuştur.
Şikâyet dilekçesi veren öğretmenler ile dilekçelerde tanık olarak adı geçen öğretmenler hakkında, "gruplaşma", "okul müdürü ile çatışma" ve "okulun huzurunu bozma" iddialarıyla soruşturma başlatılmıştır. Sonuçta sekiz öğretmene kınama cezası ile görev yeri değişikliği teklif edilmiş, iki öğretmene ise kınama cezası verilmiştir.
Aynı soruşturmada okul müdürü hakkında da dört ayrı kınama cezası ile görev yeri değişikliği önerilmiştir. Verilen cezalardan biri doğrudan okulda yaşanan çatışma ortamı, çalışma barışının bozulması ve huzur ile sükûnun sağlanamamasıyla ilgilidir. Diğer üç kınama cezası ise görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kusurlu davranıldığı tespitine dayanmaktadır.
Bu tablo açıkça göstermektedir ki soruşturma sonucunda okul yönetimine ilişkin ciddi eksiklik ve kusurlar da tespit edilmiştir.
Ancak soruşturma raporu dikkatle incelendiğinde, okul müdürü hakkında bilgi, belge ve tanık beyanlarıyla tartışmasız şekilde ortaya konulan hususlarda disiplin cezası uygulanırken; farklı değerlendirmeye açık konularda ise yönetmelik hükümlerinin okul müdürü lehine yorumlandığı yönünde güçlü bir kanaat oluşmaktadır.
Buna karşılık, anayasal dilekçe hakkını kullanarak yaşadıkları sorunları yetkili makamlara bildiren öğretmenlerin; "gruplaşma", "çatışma" ve "çalışma barışını bozma" gerekçeleriyle ağır disiplin yaptırımları ve görev yeri değişikliği teklifleriyle karşı karşıya bırakılması, ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Sormak istiyoruz:
Eğer okulda çalışma barışı bozulmuşsa ve bunun sorumluluğu nedeniyle okul müdürü de disiplin cezası almışsa, bu ortamın oluşmasına dikkat çeken, hukuki yollarla başvuruda bulunan öğretmenler neden cezalandırılmıştır?
Hak aramak mı suçtur, yoksa yönetsel sorunları dile getirmek mi?
Bizim itirazımız tam da bu çelişkiyedir. Çünkü hukuk devleti, sorunları dile getirenleri değil; sorunları ortadan kaldıran bir anlayışı esas almak zorundadır.
Bir kamu görevlisi hukuka aykırı olduğunu düşündüğü uygulamaları idareye bildirdiğinde, bunun karşılığında idari baskıyla karşılaşacağını düşünüyorsa, artık yalnızca bir okulun değil, kamu yönetiminin temel ilkelerinin zarar gördüğünü konuşuyoruz demektir.
Bu soruşturmanın ortaya çıkardığı sonuç, eğitim çalışanlarına "Hakkınızı ararsanız bunun bedeli olur." mesajı verilmesidir.
Oysa demokratik hukuk devletinde olması gereken tam tersidir.
Hak arayan korunur.
Hukuka uygun davranan korunur.
Ayrıca görev yeri değişikliklerinin uygulanış biçimi de ayrı bir mağduriyet doğurmaktadır. Öğretmenlerin aile bütünlüğü, eş durumu ve sosyal koşulları yeterince gözetilmeden yapılacak yer değişiklikleri, sorunu çözmeyecek; aksine yeni mağduriyetler oluşturacaktır.
Biz hiç kimseye ayrıcalık istemiyoruz.
İstediğimiz şey; aynı olayda herkes için aynı hukukun uygulanması, disiplin hükümlerinin kişilere göre değil delillere göre işletilmesi ve okullarda çalışma barışını gerçekten sağlayacak adımların atılmasıdır.
Eğitim kurumları korkuyla değil güvenle yönetilir.
Öğretmenler susturularak değil dinlenerek başarılı okullar oluşturulur.
İdarenin görevi eleştirenleri cezalandırmak değil, eleştirileri değerlendirerek sorunları çözmektir. Hukuki süreçler tarafsız biçimde işletilmeli ve eğitim emekçilerinin anayasal haklarını kullanmaktan çekinmeyeceği bir çalışma iklimi oluşturulmalıdır.
Eğitim-İş olarak hukuka, adalete ve emeğin onuruna sahip çıkmayı sendikal sorumluluğumuzun temel gereği olarak görüyoruz. Hiçbir eğitim emekçisini, yasal ve anayasal haklarını kullandığı için yalnız bırakmayacağız. Hakkını arayan, hukuka başvuran, kamu yararını gözeten her öğretmenin yanında olmaya, uğradığı her haksızlığın takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Hiç kimse, disiplin soruşturmalarını eğitim emekçilerini susturmanın, yıldırmanın veya sendikal faaliyetleri baskı altına almanın bir aracı olarak göremez. Eğitim kurumlarında huzur; korkuyla, baskıyla ve cezalarla değil, adaletle, liyakatle ve hukuka bağlı yönetim anlayışıyla sağlanır.
Çünkü biliyoruz ki güçlü bir eğitim sistemi; korkan öğretmenlerle değil, özgürce konuşabilen, eleştirebilen ve hakkını arayabilen eğitim emekçileriyle mümkündür.
Biz eğitim emekçileriyiz. Mesleğimizi onurla yapmaya, öğrencilerimize en iyi eğitimi vermeye ve hukukun bize tanıdığı hakları kullanmaya devam edeceğiz.