GEZİ DİRENİŞİ ONURUMUZDUR!
EĞİTİM-İŞ’TEN CHP MİLLİ EĞİTİM POLİTİKA KURULU BAŞKANI SUAT ÖZÇAĞDAŞ’A ZiYARET
HALKIN İRADESİNE VE DEMOKRASİYE MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ!
EĞİTİM-İŞ’TEN CHP MYK ÜYESİ ULAŞ KARASU’YA DAYANIŞMA ZİYARETİ
EĞİTİM-İŞ’TEN CHP MİLLİ EĞİTİM POLİTİKA KURULU BAŞKANI SUAT ÖZÇAĞDAŞ’A DAYANIŞMA ZİYARETİ
17 Nisan 2026
Eğitim-İş olarak; öğrencilerimizin ve öğretmenimizin silahlı bir saldırı sonucu yaşamdan koparıldığı Kahramanmaraş’ta artık sistematik hale gelen bu vahşete "dur" demek için bir araya geldik.
Hayatını kaybeden öğrencilerimiz ve öğretmenimizin anısına düzenlediğimiz “sessiz yürüyüş” ardından saldırının yaşandığı Ayser Çalık Ortaokulu’nun önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdik.
Yürüyüşümüz ve açıklamamıza Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, Genel Örgütlenme Sekreteri Sadık Doğrul; Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Kahramanmaraş Şube Başkanı Fuat Kuyucu, Gaziantep Şube Başkanı Ali Arpati yöneticilerimiz ve üyelerimiz katıldı.
Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy’un burada yaptığı açıklama şöyle:
“Bugün buradayız. Hiçbir bakanın, hiçbir mülki amirin, hiçbir hükümet yetkilisinin uğramaya yüzünün olmadığı, olay yerine dönen bu okulun önündeyiz. Arkamızdaki binanın koridorlarındaki kanı, sanki bir su birikintisiymiş gibi hortumla yıkayıp temizlediklerini sananlara seslenmeye geldik. Siz o yerdeki kanı suyla temizlersiniz ama bu çocukların zihninden o dehşeti, bu öğretmenlerin yüreğinden o korkuyu, tarihten de bu kara lekeyi asla silemezsiniz!
Daha dün, meslektaşımız Ayla öğretmeni sonsuzluğa uğurlarken, cenaze töreninde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e Eğitim-İş’li bir kadın üyemizle birlikte en insani talebimizi sunduk: "Okulda ölmek istemiyoruz!" dedik. Karşılığında aldığımız cevap ise bir devlet adamının ağzına asla yakışmayacak o cümle oldu: "Şov yapmayın." Bu basit bir cevap değil arkadaşlar; bu cevap öğretmen cenazesinde en üzgün yüzü takınan yetkililerin aslında nasıl takiye yaptığının dışavurumudur. Kendisine orada cevabını verdik, öyle verdik ki gün içinde biz yaşamını yitiren öğretmen ve öğrencilerimizin ailelerini ziyaret ederken, kolluk kuvvetleri tarafından üç kez detaylı kimlik bilgisi istendi bizden. Keşke bu kadar önlemi okula saldırı düzenleneceği ilan edilen sosyal medya paylaşımlarından sonra da alsalardı da biz bugün başka şeyler konuşuyor olsaydık. Bakan Tekin’e buradan da cevap verelim:
Sayın Bakan; öğretmenlerin can güvenliği istemesi ne zamandan beri şov oldu? Asıl şov; koruma ordularıyla cenazeye gelip, acılı öğretmenleri susturmaya çalışmak, ardından da dün bizlere gün içinde üç kez kimlik sorgusu yaptırarak kolluk kuvvetleriyle baskı kurmaktır. Sizin zihniyetinizde "yaşama talebi" şov ise, bizim lügatimizda da sizin bu tavrınız "ikiyüzlülük" ve "aymazlıktır."
Bakın, bu elim hadisenin ardından Maraş’a adeta bakan çıkarması yapıldı. Dört bakan şehre geldi, kameralara pozlar verildi, taziye mesajları yayımlandı. Peki, saldırının kalbi olan bu okula hanginiz ayak bastınız? Bu okulun merdivenlerinde hala barut kokusu, hala feryatların yankısı varken; buraya gelip o sıralara dokunmaya korktunuz mu? Yoksa buranın sizin için "şov değeri" mi kalmadı? Resmi ziyaretlerle acı dinmez; acı, sorumluluk alarak ve yüzleşerek diner. Siz yüzleşmekten kaçtınız!
Bize "Bu okulda eğitim devam edecek" diyorsunuz. Soruyoruz: Hangi çocuk arkadaşının vurulduğu sırada oturabilir? Hangi öğretmen, can güvenliğinin olmadığını bile bile o tahtanın başına geçebilir? Kurduğunuz 20 kişilik rehabilitasyon ekibi, bu devasa travmanın neresine merhem olacak? Siz bu halkın, bu çocukların psikolojisini bilemeyecek kadar gerçeklikten ve pedagojiden koptunuz. Bir okulun "olay yeri" olmaktan çıkıp yeniden "okul" olabilmesi için boya ve su değil; adalet ve güvenlik gerekir!
Olayın hemen ardından yetkililerin aklına gelen ilk şeyin yine yayın yasağı olması da ayrı bir faciadır. Susturarak, saklayarak ihmalleri örtebileceklerini sanıyorlar. Bakın, saldırganın intihar ettiği yalanını yayanlara rağmen gerçek dün ortaya çıktı: Saldırganı durduran devletin güvenlik mekanizması değil, bir velinin cesaretiydi! Yani görüyoruz ki belgeli haber yapan alnı ak gazetecileri "yanlış bilgiyi yayma" bahanesiyle tutuklamayı bir rutin haline getirenler, bu olayda bizzat yanlış bilginin yayılmasına zemin hazırlamışlar. Yayın yasaklarınız gerçeği değil, sadece suçluluğunuzu perdeler.
Eğitim-İş olarak altını çiziyoruz:
Bizim canımızdan tasarruf edenlerin taziyelerini kabul etmiyoruz. Okulları kaderine terk eden, güvenliği lüks gören, öğrenciyi eğitimsiz, eğitim emekçisini de itibarsız bırakan bu sistemi reddediyoruz! Günlerdir yurdun dört bir yanında taleplerimizi açıklıyoruz. Güvenli okul, sağlıklı eğitim talebimizi haykırıyoruz. Eğitim-İş olarak güvenli okulun nasıl olacağını tek tek somut taleplerle açıklıyoruz. Ancak bugün burada, acının kalbinde tek bir somut talebimiz var. Öğretmen düşmanı, tarikat sever Bakan Tekin istifa etmelidir. Bakan Tekin ve tüm sorumlular derhal istifa etmelidir.
Meslektaşlarımızın ve öğrencilerimizin canı, sizin koltuklarınızdan daha değerlidir. Urfa’dan Maraş’a kadar kan gölüne dönen okullar, sizin liyakatsizliğinizin eseridir! Bunu unutmayacak, unutturmayacağız. Susmayacağız, alışmayacağız ve siz adına şov deseniz de biz buna adalet mücadelesi diyeceğiz!
Bir Acem Şairi der ki:
Ölümün âdil olması için yaşamın âdil olması gerekir. Âdil ve insanca bir yaşam için mücadelemizi sürdüreceğiz. Olay yeri şeridi değil, can güvenliği istiyoruz.
İnsanca yaşam istiyoruz. Ayla Öğretmenimizin ve öğrencilerimizin ruhları şad olsun. Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.”