6 ŞUBAT’IN 3. YILINDA, DEPREM BÖLGESİNDE EĞİTİM HALA ENKAZ ALTINDA

05 Şubat 2026

Bugün, Cumhuriyet tarihimizin en büyük felaketlerinden biri olan 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü. Ancak bu yıl dönümü, yalnızca bir anma günü değil; aynı zamanda hesap sorma, yüzleşme ve sorumluları hatırlatma günüdür. Aradan geçen üç yıl, ne acımızı hafifletmiş ne de yaralarımızı sarmıştır. Aksine, geçen her gün ihmallerin, plansızlığın ve siyasi tercihlerle derinleştirilen sorunların daha da görünür hale gelmesine neden olmuştur.

 

6 Şubat depremleri, yalnızca bir doğa olayı değildir. Bu felaket; bilimin, aklın ve kamu yararının yok sayıldığı politikaların; rantı insan hayatının önüne koyan anlayışın;denetimsizliğin ve sorumsuzluğun kaçınılmaz sonucudur. On binlerce yurttaşımızın hayatını kaybetmesi, yüz binlercesinin evsiz, işsiz ve güvencesiz bırakılması bir “kader” değil, açık bir yönetim ve sistem başarısızlığıdır.

 

Üç yıl geçmesine rağmen ne adalet sağlanmış ne de sorumlular hesap vermiştir. Yıkılan binaların müteahhitleri, imar aflarına imza atanlar, denetim görevini yerine getirmeyenler ve afet yönetiminde sınıfta kalanlar hâlâ gerçek anlamda yargılanmamış; kamu vicdanını rahatlatacak bir yüzleşme yaşanmamıştır. Bu durum, acının üzerine bir de adaletsizlik duygusunu eklemiştir.

 

Bu tablo içinde en ağır bedeli ödeyen alanlardan biri de eğitim olmuştur. Deprem bölgesinde eğitim, üç yıldır geçici çözümlerle, eşitsizliklerle ve ihmallerle ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Öğrenciler, öğretmenler ve eğitim emekçileri adeta kaderlerine terk edilmiş; eğitimin kamusal bir hak olduğu gerçeği göz ardı edilmiştir.

 

Eğitim-İş’in sahadaki tespitleri ve deprem bölgesinde görev yapan öğretmenlerle yaptığımız araştırmaya göre:

• 6 Şubat depremlerinde 10 ilde 35.355 bina çökmüş, 614.231 bina ağır hasar alarak sonradan yıkılmış, resmi verilere göre 55 bin yurttaş yaşamını yitirmiştir. Bu yıkım, eğitim sistemini doğrudan etkilemiştir.

 

• Deprem bölgesinde 107 okul binası deprem anında çökmüş, 504 okul binası ise hasar aldığı için daha sonra yıkılmıştır. Eğitim pek çok yerde hala birleştirilmiş okullar ve ikili öğretim yoluyla sürdürülmektedir.

 

• Araştırmaya katılan öğretmenlerin %86’sı, öğrencilerde depremin travmatik etkilerinin hala devam ettiğini belirtmiştir. Yoğun kaygı, korku, içe kapanma, motivasyon düşüklüğü ve devamsızlık yaygınlaşmıştır.

• Öğretmenlerin %71’i, öğrencilerin barınma ve ders çalışma ortamlarının yetersizliği nedeniyle akademik başarının olumsuz etkilendiğini ifade etmiştir. İnternet erişimi, beslenme ve kalabalık sınıflar temel sorunlar arasındadır.

 

• Öğretmenlerin %88’i, deprem bölgesindeki öğrencilerin LGS başarısında, %84’ü ise YKS’de özellikle tıp ve mühendislik gibi nitelikli bölümlere yerleşme oranlarında ciddi düşüş yaşandığını belirtmiştir.

 

• Deprem sonrası okula devamsızlık oranlarının arttığını belirten öğretmenlerin oranı %71’dir. Açık ortaokula ve örgün eğitim dışına yönelim belirgin biçimde artmıştır.

 

• MESEM uygulamaları, deprem bölgesinde çocuk emeğini yaygınlaştırmıştır. Yalnızca Adıyaman’da 4.500 öğrenci MESEM kapsamındadır, örgün eğitime devam oranı %58’e kadar düşmüştür. İl Milli Eğitim Müdürlüğü verilerine göre bu sayının 10 bine çıkması beklenmektedir.

 

• Öğretmenlerin %56’sı, okullarındaki eğitim altyapısı ve donanımın deprem öncesi seviyeye getirilmediğini, %68’i ise okul içi dayanışma, motivasyon ve işleyişin halatoparlanamadığını ifade etmektedir.

 

• Deprem bölgesindeki öğretmenlerin en temel sorunları sırasıyla kentin altyapı yetersizliği (%53), ekonomik sorunlar (%30) ve barınma (%14) olarak tespit edilmiştir.

 

Bu veriler açıkça göstermektedir ki, deprem bölgesinde eğitimde yaşanan sorunlar münferit değil; yapısal, derin ve süreklidir. Üç yıl geçmesine rağmen eğitimin hâlâ olağanüstü koşullarda sürdürülmesi, siyasi iktidarın sorumluluktan kaçışının somut bir göstergesidir.

 

KAHRAMANMARAŞ

Depremin merkez üssü olan Kahramanmaraş’ta eğitimin üzerindeki enkaz hala kaldırılmış değildir. 30’un üzerinde okul depremde yıkılmış; 130’un üzerinde okul ise hasarlar nedeniyle kullanılamaz durumdadır. Tek binada ikiden fazla okulun aynı anda eğitim vermesi olağan hale gelmiş, ders süreleri 35 dakikaya düşürülmüştür.

Eğitim emekçilerinin barınma sorunu çözülmemiş, depremin üzerinde üç yıl geçmesine rağmen hala konteyner kentlerde yaşamaya devam etmektedirler. Fiziki yetersizlikler nedeniyle prefabrik okullarda eğitime devam eden öğretmenlerin ve öğrencilerin okula duyduğu aidiyet zayıflamakta, konteyner evlerde yaşamaya mahkûm edilen öğrenciler ders çalışma imkânı bulamamaktadır.  Yeterli sayıda derslik olmaması nedeniyle sınıflarda ortalama öğrenci mevcudu 40’a ulaşmıştır.

 

MALATYA

Malatya’da depremde yıkılan, ağır ve orta hasarlı okul binalarının önemli bir kısmı halatamamlanmamıştır. Yapılan bazı binalarda ise birden fazla okulun aynı binaya sıkıştırılması eğitim-öğretimin niteliğini ciddi biçimde düşürmektedir.
Depremde evlerini kaybeden öğretmenler hala konteynerlerde yaşamaya zorlanmakta; bazı öğretmenler altyapısı, ulaşımı ve çevresel koşulları yetersiz TOKİ konutlarına adeta sürgün edilmektedir. Şehir içi ulaşım sorunları nedeniyle öğrenciler ve öğretmenler okullarına zamanında ulaşamamaktadır.


Öğrenci sayılarındaki düşüş gerekçe gösterilerek norm kadro yönetmeliği acımasızca uygulanmış, çok sayıda kadrolu öğretmen norm fazlası ilan edilerek resen başka ilçelere atanmıştır. Eğitim-İş’in, depremin etkileri tamamen ortadan kalkana kadar norm kadro uygulamasının askıya alınması yönündeki haklı talebi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yok sayılmıştır. Deprem bölgesinde görev yapan eğitim emekçilerinin ekonomik ve özlük haklarının desteklenmesi yönünde ise somut hiçbir adım atılmamıştır.

 

ADIYAMAN

Adıyaman’da 820 okulda 160 bini aşkın öğrenci eğitim görmesine rağmen, aradan geçen üç yıla karşın 1.806 öğrenci hala konteyner ve prefabrik okullarda eğitim almak zorundadır. Bu durum, iktidarın “yaraları sardık” söyleminin gerçeği yansıtmadığını açıkça göstermektedir.


Deprem sonrası yoğun tayinler, plansız “il emri” atamaları ve öğrenci göçü nedeniyle çok sayıda öğretmen istemleri dışında norm fazlası durumuna düşürülmüştür. Şehirde yolların bozukluğu, bitmeyen yıkım ve inşaat çalışmaları, toz ve çamur içinde bir yaşam eğitim ortamlarını da doğrudan etkilemektedir.


Köy okullarındaki fiziki ve donanımsal yetersizlikler eğitimde eşitsizliği derinleştirmektedir. Öğrencilerin yaşadıkları travmalara rağmen psikolojik ve pedagojik destek son derece yetersizdir.


Ayrıca ÇEDES Projesi, Anayasa’ya ve eğitimin laik, bilimsel ilkelerine açıkça aykırı olmasına rağmen ısrarla sürdürülmekte; öğrenciler ders saatlerinde bu faaliyetlere yönlendirilmektedir.

 

HATAY

Depremin en büyük yıkımı yarattığı Hatay’da eğitim adeta kaderine terk edilmiştir. Antakya’da rezerv alan ilan edilen bölgelerde bulunan okullar plansız uygulamalar nedeniyle ya uzaktan eğitime geçirilmiş ya da apar topar başka okullarla birleştirilmiştir. Ulaşım sorunları, tozlu hava, sık yaşanan elektrik ve su kesintileri sağlıklı bir eğitim ortamını imkansız hale getirmektedir.
TOKİ bölgelerinde açılan okullarda ciddi fiziki donanım ve internet eksiklikleri bulunmakta, bu eksiklikler devlet tarafından değil okul yönetimlerinin bireysel çabalarıyla giderilmeye çalışılmaktadır.


Defne’de keyfi trafik düzenlemeleri, ısınma sorunları, kalitesiz kömür kullanımı ve uzun süreli elektrik kesintileri eğitim-öğretimi aksatmaktadır. Selim Nevzat Şahin Anadolu Lisesi’nin binasının hala Emniyet Müdürlüğü tarafından kullanılmaya devam edilmesi kabul edilemez bir skandaldır. Bu nedenle okul ikili eğitim yapmakta, ders süreleri 30 dakikaya düşmekte ve öğrenciler üniversite sınavlarında açıkça dezavantajlı duruma itilmektedir.


Samandağ’da yıkılan okulların yerine yenileri yapılmadığı için ikili eğitim sürmekte, bazı okullarda güvenlik sorunları artmaktadır. Hatay genelinde okullara yeterli bütçe ayrılmamakta, temizlik personeli eksikliği sağlık risklerini artırmaktadır. Konteynerlerde kalan öğretmenlere yapılan çıkarma tebligatları ise insan onuruna aykırı bir baskı aracına dönüşmüştür.

 

ADANA

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerin ardından Adana’da, deprem nedeniyle zarar gören ve bu nedenle başka okul binalarına taşınan çok sayıda okul aradan geçen üç yıla rağmen hala tam anlamıyla eğitim-öğretime hazır hâle getirilememiştir. Yıkımın görece sınırlı olduğu illerden biri olmasına karşın kalıcı çözümlerin hayata geçirilememesi, geçici uygulamaların kalıcı hale gelmesine neden olmuş; bu durum öğrenciler, eğitim emekçileri ve veliler açısından çok yönlü mağduriyetler yaratmıştır.

 

Hasarlı olduğu gerekçesiyle Yık-Yap Projesi kapsamına alınarak başka okul binalarına taşınan okullarda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yazıları doğrultusunda ikili eğitime geçilmiş ve ders süreleri 30 dakikaya düşürülmüştür. Buna karşın Adana genelinde ikili eğitim yapan diğer okullarda ders sürelerinin 40 dakika olarak uygulanmaya devam etmesi, aynı kentte, benzer koşullarda eğitim gören öğrenciler arasında açık bir eşitsizlik yaratmıştır.

 

Bazı öğrenciler sabahın çok erken saatlerinde okula gitmek, bazıları ise akşam karanlığında eve dönmek zorunda bırakılmıştır. Ders sürelerinin kısaltılması ise eğitim süresini fiilen azaltmış, derslerin yüzeyselleşmesine ve öğrenme kayıplarının derinleşmesine yol açmıştır. Söz konusu eşitsizliği gidermek amacıyla tüm ikili eğitim yapan okullarda ders sürelerinin 30 dakikaya düşürüleceğine dair okul müdürlerine iletilen mesajın kısa süre sonra geri çekilmesi, sahadaki belirsizliği artırmış; okul yöneticileri ve eğitim emekçileri açısından güvensizlik yaratmıştır. Bu tutarsızlık, Bakanlığın süreci ne kadar plansız ve günübirlik yönettiğinin açık bir göstergesidir.

 

Başka okul binalarına taşınan okullarda öğrencilerin okula erişimi ciddi bir sorun haline gelmiştir. Ulaşım güçlükleri nedeniyle çok sayıda öğrenci nakil yoluyla farklı okullara geçmek zorunda kalmış; bu durum taşınan okullarda öğrenci sayılarının düşmesine neden olmuştur. Öğrenci sayılarındaki azalma ise öğretmenlerin norm fazlası ilan edilmesine yol açmış; eğitim emekçileri üzerinde mesleki güvencesizlik, idari baskı ve psikolojik yıpranma yaratmıştır.

 

Öte yandan, kendi mahallesindeki okuldan uzaklaştırılan öğrenciler ve aileleri için bu süreç ciddi bir ekonomik yüke dönüşmüştür. Çocuklarını servisle okula göndermek zorunda kalan veliler artan servis ücretlerini karşılayamaz hale gelmiş; özellikle dar gelirli aileler açısından eğitime erişim zorlaşmış, bazı öğrenciler ise okuldan tamamen kopma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu tablo, depremin yarattığı eşitsizliklerin eğitim alanında daha da derinleştiğini göstermektedir.

 

Üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde eğitim hala “olağanüstü hal” koşullarında yürütülmektedir. Bu tablo, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve siyasi iktidarın plansızlığının, sorumluluktan kaçışının ve eğitimi ikinci plana iten politikalarının doğrudan sonucudur.

 

Eğitim-İş olarak bir kez daha haykırıyoruz:
Deprem bölgesinde eğitimin sorunları kader değildir! Öğrencilerimiz konteynerlere, öğretmenlerimiz güvencesizliğe mahkûm edilemez. Bilimsel, laik, kamusal eğitim hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Yetkilileri sorumluluk almaya, somut ve kalıcı çözümler üretmeye çağırıyoruz.

 

TALEPLERİMİZ

6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde eğitim alanında yaşanan sorunların hâlâ çözülememiş olması kabul edilemezdir. Eğitim-İş olarak, öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin daha fazla mağdur edilmemesi için aşağıdaki taleplerimizin derhal hayata geçirilmesini istiyoruz:

 

Geçici eğitim uygulamalarına son verilmelidir. Konteyner ve prefabrik okul uygulamaları derhal sona erdirilmeli; depreme dayanıklı, altyapısı tamamlanmış, güvenli ve nitelikli okul binaları tüm öğrenciler için hizmete açılmalıdır.

 

Eğitimde temel ihtiyaçlar devlet güvencesi altına alınmalıdır. Tüm öğrencilere ücretsiz ve sağlıklı yemek, temiz içme suyu, kırtasiye desteği, dijital erişim olanakları ve ulaşım desteği sağlanmalı; yoksulluk, öğrencilerin eğitim hakkının önünde bir engel olmaktan çıkarılmalıdır.

 

Eğitim emekçilerinin güvencesizliğine son verilmelidir. Tüm eğitim ve eğitim destek hizmetleri çalışanları kadrolu ve güvenceli olarak istihdam edilmelidir. Ücretli, sözleşmeli ve geçici çalışma biçimleri kaldırılmalı; eşit işe eşit ücret ilkesi eksiksiz uygulanmalıdır. İş sağlığı ve güvenliği önlemleri tüm okullarda eksiksiz sağlanmalıdır.

 

Norm kadro uygulamaları adil ve insani hale getirilmelidir. Deprem koşulları gerekçe gösterilmeden öğretmenlerin norm fazlası ilan edilmesine son verilmeli, alan dışı görevlendirmeler kaldırılmalıdır. Deprem bölgesinde görev yapan eğitim emekçileri için lojman, kira ve barınma destekleri sağlanmalıdır.

 

Çocuk emeğini meşrulaştıran uygulamalar sona erdirilmelidir. MESEM uygulamaları başta olmak üzere çocukları ucuz iş gücü haline getiren tüm modeller kaldırılmalı; mevsimlik tarım işçisi çocuklar ve eğitimden kopma riski yaşayan öğrenciler için telafi, destek ve gezici eğitim programları hayata geçirilmelidir.

 

Kamu kaynakları kamusal eğitime aktarılmalıdır. Devletin bütçesi özel okullara, vakıf ve cemaatlere değil; kamusal, bilimsel, laik, demokratik eğitimin güçlendirilmesi için kullanılmalıdır.

 

Rezerv alan ve acele kamulaştırma uygulamalarına son verilmelidir. Okul alanlarını, öğrencileri ve eğitim çalışanlarını tehdit eden uygulamalar durdurulmalı; okul çevrelerinde, şantiye alanlarında ve ulaşım güzergâhlarında gerekli tüm güvenlik önlemleri alınmalıdır.

 

Barınma hakkı güvence altına alınmalıdır. Deprem bölgeleri başta olmak üzere tüm yurttaşlar için güvenli, sağlıklı ve erişilebilir barınma koşulları sağlanmalı; eğitim emekçilerinin konteyner yaşamına mahkûm edilmesine son verilmelidir.

 

Afetlere hazırlık eğitim politikalarının temel unsuru haline getirilmelidir. Tüm eğitim kurumlarında kapsamlı afet hazırlık ve risk azaltma planları yapılmalı, güvenli toplanma alanları oluşturulmalı, öğrenciler ve çalışanlar için düzenli ve bilimsel tatbikatlar gerçekleştirilmelidir.

 

Eğitim-İş olarak altını bir kez daha çiziyoruz:


Bu talepler bir lütuf değil, kamusal eğitimin ve sosyal devletin gereğidir. Deprem bölgesinde yaşanan sorunların üzeri örtülemez, eğitimde kaybedilen her gün çocuklarımızın geleceğinden çalınmaktadır. Mücadelemiz, bu talepler karşılık bulana kadar sürecektir.